HESABIM
GİRİŞ YAP

Hoşgeldiniz! Hesabınıza buradan giriş yapabilirsiniz.



Yardım
ya da
YENİ HESAP OLUŞTUR

Bilgilerinizi girerek yeni bir hesap edinebilirsiniz.



Latife Amaç-''Şiddetin, kurbanından duyduğu korku,çoğu zaman kurbanın şiddetten duyduğundan büyük olur.''


MARİE ANTOİNETTE 

Kitap, Habsburglar ve Bourbonlar arasında yüzyıllar boyunca süregelen savaşın her iki tarafın da bitirmek istemesiyle başlar. Bunu da kan yoluyla akraba olarak sürekli kılmayı hedeflemektedirler. 

Çözümü ⅩⅤ. Luis’in torunu ile Maria Theresia’nın kızını nişanlamakta bulurlar. Kitapta bununla ilgili “ 1766 yılında o zaman on bir yaşındaki Marie Antoinette ciddi bir teklif olarak ortaya sürülmüştür. ” ifadesi yer alır. Bir insanın bir teklif olarak sunulması üstelik bu kişinin henüz on bir yaşındaki bir çocuk olması insanların yüzyıllar öncesinde bile politik çıkarlar için ne kadar ileri gidebildiğini bir kez daha gözler önüne seriyor.

Kitabın ilerleyen sayfalarında annenin  “Bir arşidüşesin mutlu olmaya ne ihtiyacı vardır ki, kraliçe olduktan sonra? ” düşüncesi sosyal statünün bir insan için gerekli en mühim yaşam şartı olduğuna inanması, kızını bir teklif olarak sunmuş olmasından sonra şaşılacak nokta değildir doğrusu. Asıl şaşılacak şey bu annenin tam hedefine ulaşmak üzereyken çocuğuna kendi eliyle hazırladığı kaderden endişelenmiş olmasıdır. 

Marie Antoinette evlendirilirken tören esnasında kendi kıyafetlerinin çıkartılması, kendisiyle beraber hiçbir eşyasını getirmemesi onun yeni hayatında var olabilme şartı olarak tamamen Fransız olmalı düşüncesi prenses üstünde bir hakimiyet kurma çabasıdır.

Veliahtın; Antoinette ile olan cinsel hayatının bu denli önem taşıması, herkesi ilgilendiren bir durummuş gibi dillere pelesenk olması ya da Antoinette’ in doğumu esnasında neredeyse bütün saray halkının odaya doluşması bu yüzyılda yaşayan bizler için pek anlaşılabilecek bir durum değildir. Aynı şeyi yazar da düşünmüş olacak ki bununla ilgili olayın mantığını kavramamız için daha fazla açıklamaya yer vermiştir. 

Açıklamalardan bahsetmişken yer yer araya sıkıştırdığı bazı bilgiler kitabın başlarında anlamsız gelse de aslında olaylar bağlamında önceden verilmesi inandırıcılığı arttırmaktadır. Örneğin: Antoinette yeni mürebbiyeye oğlundan bahsederken mektupta ''Gevezedir,konuşulduğunu işittiği şeyi tekrarlamayı sever, yalan söylemek istemeksizin hayal gücünün kendisini inandırdığı bir şeyler ekler. ” ifadeleri daha sonra oğlunun annesine karşı verdiği utanç verici ifadede, küçük veliahtın tavırlarının altını dolduruyor. 

Marie Antoinette kitap boyunca aynı şekilde anlatılır: Alımlı, zarif, güzel, bunların yanında tembel, kolaycı, burnu havada ve zevk düşkünüdür. Dersle, kitapla, kültürle pek alakası olmayan bir karakterdir. Öyle ki yaptıklarının doğuracağı sonuçları düşünmeden arzuları doğrultusunda hareket eder. Devletten ve halktan uzak kendine kurduğu dünyasında dilediğince yaşar. Antoinette’nin tiyatro, balo, mücevherat peşinde olması; kendi yakın çevresine imtiyaz tanıması yetmezmiş gibi halkın ihtiyaçlarına ve isteklerine sağır olması kendisinden beklenenleri yapmaması hatta bihaber olması halkın nefretini kazanmasına yol açar. Nitekim bütün bunların sonucunu da canıyla öder. Devletin ileri gelenlerinin halka sağır olmasının bir yerde patlaması ve insanların hakları için başkaldırması gayet tabi doğaldır. 

Bunlardan yola çıkarak değinmek istediğim birkaç nokta var: 

Antoinette’ nin hoş görülmeyen vasat karakterine rağmen Dubarry ve Kardinal Rohan’ ın kendilerini ona kabul ettirme ve onun tarafından varlığının tasdiki için olan çabaları da bir anlamda şaşırtıcıdır. O halde bunu yapma sebepleri olarak Antoinette’ nin sosyal statüsünü gösterebilir miyiz? Varsayalım ki öyle o halde devrim başlatılıp kral ve kraliçenin artık Paris’teki eski saraya götürülüp idam edilmesine kadar geçen bu uzun süreçte;

Avukat Barnave: Antoinette’nin tavırlarından etkilenip devrimle ilgili konuşması,

Romeuf: Kral ve kraliçeye tutsak edildikleri süreçte yardım etmek istemesi ve bunun için çabalaması,

Taulan: Devrimci olmasına rağmen Antoinette’ ye sadık olması,

Baron de Batz: Kralı kurtarmak için ortaya atılması, başaramayınca kraliçeye kaçması için yardım etmeye çalışması,

Bault: Her ne kadar mektubu sahibine ulaştırmasa da yazması için gerekenleri kraliçe için edinmesi,

Rougeville: Kraliçeye yardım etmesi.

Bütün bu insanlar kraliçe için çabalarken o taçsız bir kraliçeydi ve içten içe herkes o tacı bir daha alamayacağını biliyordu. Öyleyse kendi başına bir birey olarak Antoinete’in hesaba alınmadığı söylenebilir mi?

Ya da Herbert, Simon, Petiton gibi isimler böylesine vasat bir karakterden niye bu denli nefret ediyor ve onu ortadan kaldırmak için birçok şey yapıyor. Ve bütün olumsuzluklara rağmen asla zayıf görünmemek için çabalayan bu kadını bir kez olsun yenik görmek isteme arzuları neden?

Bütün yaptıkları içerisinde belki de sadece Hans Axel von Fersan’la olan ilişkisi için Antoinette bir nebze de olsa görmezden gelinebilir. Çünkü Kendisi 14 yaşında yalnızca ismini bildiği, hiç tanımadığı bir adamla sırf siyasi çıkarlar uğruna evlendirilirken başka birini seveceğini bilemezdi. Ki Fersen’ in “Ait olmak istediğim ve beni yücelten biricik kadına ait olmayacağım. Ben de öyleyse kimseye ait olmak istemiyorum.” sözlerinden; Antoinette’nin son mektubunda bile onu düşündüğünü gösteren “Benim dostlarım vardı. Onlardan ilelebet ayrılmış olduğumu bilmek ve onların acısının farkında olmak ölürken yanımda götürdüğüm en büyük ıstıraplar arasındadır” sözlerinden ve Fersen ‘in onun için yakalanmayı göze alıp yaptığı her şeye bakarak bu sevginin gerçek bir gönül birliği olduğu söylenebilir. Ancak yeterince idealist yaklaşıldığında tanımadığı ve aşık olmadığı kocasının vasfıyla elde ettiklerinden yararlanmayı olağanüstü güzel becerdi. Öyleyse beraberinde getirdiği sorumlulukları da üstlenmesi gerekirdi. 

Yine de ne yapmış olursa olsun bir insandan bu kadar nefret edilmesi, bu denli suçlanması, birçok şeyin sorumlusu sayılması ve çocuğuyla vurulması ki bu gerçekten çok büyük ve iğrenç bir iftira. Hiçbir anne bunu hak etmez. Nitekim dava görülürken halkın kabul etmediği ve ayıpladığı tek yanlış bu olabilir. Ayrıca Antoinette bütün bunları yaparken göz yuman ve asıl söz sahibi olan kralın bu denli sorumlu tutulmaması, kralın karakterinde noksan olan durumların bu kadar derinlemesine irdelenmemesi de yanlıştır.

Kitap neredeyse tüm dünya tarihini etkileyen ve siyasetini yeniden şekillendiren Fransız Devrimi dönemini anlatıyor. Dolayısıyla kitabın bu yönüne de değinmekte fayda var.

Halkın öfkesi; yapılan hesapsız harcamalar, hizmetlerin büyük ölçüde sağlanamaması,vergilerin katlanamaz ölçüye varması, varlıkları için büyük katkıda bulundukları ama üzerlerinde hiçbir kontrol sağlayamadıkları sarayın ve hükümetin zorbalıkları yüzünden artıyordu. Açlığın ve yoksulluğun da iyice artmasıyla devrim için ilk ayaklanmalar başlar.

5 Ekim sabahı genç bir kadının eline davulu alması ve arkasına ekmek nidalarıyla takılan kadınlarla ve kadın kılığına giren erkeklerle Versailles’e yürünülür ve devrim fiilen açıkça başlamış olur. Devrimciler kraliyet ailesini Paris’e getirir. Devamında ise devrimin tamamen gerçekleşmesi ve yeni düzenin oturmasına engel olarak gördükleri kral ve kraliçeyi çeşitli gerekçelerle giyotine götürürler. 

Kadınların tüm bu direniş ve ayaklanmalarda hareketi başlatıcı rol oynamış olmalarına rağmen, devrimci örgütlenmelerin harekete hakim olmalarıyla, kadınlar saf dışı kalmışlardır. Çünkü devrim örgütlü bir yapıyı gerektirmekteydi, oysaki kadınlar tartışma meclisleri, siyasal gruplar gibi devrimci kurumların hiçbirinin içinde yer alamıyorlardı. Öyleyse devrim süregelirken bile kadına ve varlığına olan bakış açısı henüz tam anlamıyla değişmemiştir. Eşitlik ilkesiyle yola çıkan devrimciler kadınlara henüz eşitlik ilkesinin varlığıyla yaklaşamamıştır. Ancak şu an bakıldığında kadınların, erkeklerle birlikte insanlığı temsil ettiklerini ifade etme mücadelesinde Fransız Devrimi bir dönüm noktasıdır. Kadın erkekten daha az insan ve erkekten daha az yurttaş olmadığını Devrim sürecinde göstermiştir. Kadın hem kendisi hem sınıfının tanımı bağlamında halkının özgürlüğü hem de sınıfı için savaşmıştır.

Toparlamak gerekirse,hem tarihi hem biyografi özelliği taşıyan bu eser Fransız Devrimi’ne bir kraliçenin gözünden bakma fırsatı sağlıyor. Ayrıca karakterlerin psikolojisi ve içinde bulundukları ruhsal durumlar ve betimlemeler fazlasıyla iyidir. Neredeyse ulaşılabilecek birçok bilgi,ayrıntılarıyla anlatılmıştır. Bilgilerin bu denli ayrıntılı verilmesi iyi olmasının yanında yer yer sıkıcı olmuştur. 

Hazların ve arzuların iyi bir örneği olan Antoinette kötülüğe yönelik bariz bir eğilim ve kötülüğü seçme gibi bir durum göstermedi. Amacı bile olmayan ve sırf yaşama doymak için yaşayan bir karakter. Bu yüzden vasat bir karakter olarak tanımlanıyor olabilir. Arzularıyla yapması beklenilenler örtüşmediği için bu kadar nefret topladı. Ancak bir yandan da ilgi çeken ve etkileme gibi yönleri olan bir kadındı. 

 

                                                                                                                                                   LATİFE AMAÇ

 

 


Sayfayı Paylaş :