4. sınıf öğrencilerimiz için kitap listesi; Modern Avrupa Düşüncesi, Çağdaş Eleştirel Kuram ve Teoriler, Manifestolar, Teknoloji, Nöroloji ve Düşünce (16-19. yy), Teknoloji, Nöroloji ve Düşünce (19.yy - Günümüz) ve Etik: Kuramlar ve Güncel Tartışmalar kategorilerinden oluşmaktadır.
| MODERN AVRUPA DÜŞÜNCESİ | |||||
| KİTABIN ADI | YAZAR | YAYINEVİ | SAYFA SAYISI |
AÇIKLAMA | |
| 1 |
Devrim
Çağı: |
Eric John Ernest Hobsbawm | Dost Kitabevi | 384 |
19. yüzyılda Fransa ve İngiltere’den yayılan çifte devrim, başta Avrupa olmak üzere bütün dünyanın çehresini değiştirdi. Bu büyük sarsıntıyla Avrupa’nın siyasi sınırları yeniden çizilirken, tüm dünya kapitalist endüstrinin ihtiyaçlarına dönük, İngiltere merkezli yeni ve şiddetli bir Batı sömürgeciliği dalgasına maruz kaldı. Yeni üretim tarzları eskilerinin yerini alırken, insanlık daha önce tanık olunmamış büyüklükte toplumsal trajedilere sahne oldu. Avrupa, 1848’e kadar olan bu çalkantılı süreçte burjuva liberalizmine karşı dayanışmacılığı, kolektivizmi ve 'sosyalizm'i öne çıkaran ilk kitlesel emek hareketlerinin doğuşuna tanıklık etti. |
| 2 |
Meditasyonlar: |
Rene Descartes | Alfa Yay. | 135 |
Descartes, Metafizik Üzerine Düşünceler’de Tanrı’nın varlığını ve insan ruhu ile bedeninin birbirinden ayrı yapılar olduğunu kanıtlamaya çalışır. Döneminin bilimlerine sarsılmaz bir temel oluşturma kaygısıyla inzivaya çekilip kendini toplumdan soyutlayan bir düşünürün içsel yolculuğunu aktarır.Descartes, eserinin başından sonuna kadar sistemli bir kuşku yöntemiyle hareket eder. Başka bir deyişle doğru olarak bildiği ne varsa hepsini bir kenara bırakıp tüm önyargılarından ve temelsiz inançlarından arınarak yol alır. Bir yandan da insanın her şeyden kuşku duyabileceğini, fakat tek bir şeyden —kendi varlığından— asla kuşku duyamayacağını temellendirmeye çalışır. Sonunda açık ve seçik olarak algılanan her şeyin doğru olduğu yargısına varsa da zihnin güvenilirliğiyle ilgili kökleşmiş kuşkularının hâlâ kendisini rahatsız ettiğini fark eder. Bunlardan, ancak kendi içinde bulduğu ve dolayısıyla var olan bir Tanrı’dan gelebileceğine inandığı 'Tanrı fikri' üzerine tefekküre dalarak kurtulabileceğini anlar. Türkçeye ilk kez doğrudan Latinceden çevrilen Metafizik Üzerine Düşünceler; Tanrı, ruh, akıl, zihin ve varlık gibi felsefenin temel kavramları üzerine eğilerek okuyucuyu büyüleyici bir felsefi sorgulamanın içine çekiyor. |
| 3 |
Batı
Düşüncesi: |
Ahmet Cevizci, Kasım Küçükalp | İsam Yay. | 252 |
Genel olarak Batı düşüncesinin mahiyetine ve tarihî sürecine odaklanan bu çalışmada "Batı düşüncesi" terimi, Batı'ya özgü olması bakımından diğerlerinden ayrılan köklü bir düşünce geleneğine gönderme yapmaktadır. Burada söz konusu edilen "düşünce" terimi ise genel olarak düşünmenin ne demek olduğundan ziyade, çoğunlukla "felsefe" ile özdeşleşmiş bir zihinsel tutuma, yani Batılı anlamda felsefe yapma ve düşünme tarzına işaret etmektedir. Kitapta; "klasik", "modern" ve "çağdaş" ayrımlarına bağlı olarak tarihî bir nitelik arz eden Batı düşüncesi, temel özellikleri ve evreleri ekseninde ele alınıp değerlendirilmektedir. |
| 4 | Toplum Sözleşmesi | Jean Jacques Rousseau | Litera Yay. | 176 |
Hükümdara, ilahi olduğu düşünülen yetkilerini ne şekilde kullanırsa kendisi için daha büyük bir menfaat elde edeceğini öğreten eserlerin dönemi bir süre önce kapanmıştı. Machiavelli ile Rousseau arasındaki dönemde, hükümdarın otoritesinin hangi şartlar altında meşru olacağı tartışılmaya başlanmış ve artık bu otoritenin ilahi bir temele dayandığından bahsedilmez olmuştu. Halkın sahip olduğu hakların temellendirilmesi ve "rıza" kavramının gündeme gelmesi de yine Rousseau'dan önce atılmış adımlardı. Rousseau tüm bu kazanımları, halkın yararına daha da genişletip temellendirmiş; hükümdarın yönetme yetkisini halkın çıkarı çerçevesinde ele alıp bu "halkın" da —en azından Hobbes’un anladığı şekilde— yalnızca burjuvaziden ibaret olmadığını, o devletin topraklarında yaşayan herkesi kapsadığını açık bir şekilde ifade etmiştir. Toplum Sözleşmesi’ni devrimci bir eser haline getiren biraz da bu taraflarıdır. Fransız Devrimi’ni bir burjuva darbesi olmaktan çıkarıp toplu bir başkaldırıya dönüştüren onun bu cesur hamlesidir. Nitekim Robespierre onu "Kutsal Adam" olarak selamlamıştır. Aydınlanma’yı zirvesine ulaştıran Kant’ın çalışma odasındaki tek düşünür portresi Rousseau’ya aittir ve Alman İdealizminin zirvesini temsil eden Hegel’in gençlik kahramanı da yine odur. |
| 5 | Devlete Karşı İnsan | Herbert Spencer | Litera Yay. | 279 |
Artık, devletin toplumun çıkarı adına bireylerin özgürlüklerine ne kadar müdahale edebileceği değil; devletin, "toplumun yararı" diyerek müdahil olduğu alanların daha ne kadarından çekilmesi gerektiği tartışılmaya başlanmıştır. Herbert Spencer bu eserinde, klasik liberallerin herhangi bir mahsur görmediği, hatta destekledikleri devlet müdahalelerini de şiddetle eleştirmiş; devletin eğitimden genel sağlığa, şehir planlamasından konut yapımına kadar her alandan elini ayağını çekmesi gerektiğini savunmuştur. Zira devlet, hantal yapısı ve iş bilmezliği ile "halkın yararı" diyerek yaptığı işlerde bile halkı zarara uğratmaktadır. Hatta insanlığı ileriye götüren keşiflerin ve düşüncelerin hiçbirinin arkasında devlet yoktur; bu kazanımlar devlete rağmen elde edilmiştir. |
| 6 | Makine İnsan | La Mettrie | Fol Kitap | 224 |
Bu kitap, felsefe tarihinin ölümsüz bir klasiğidir. Elbette her büyük klasik gibi o da ağır bedeller ödemek zorunda kalmıştır. 18. yüzyılın ortalarında isimsiz olarak yayımlanmasıyla birlikte toplumsal ve dini çevrelerin öfkeli protestolarına maruz kalmış; yayıncısı Kilise Meclisi'ne çağrılarak kitabın bütün nüshalarının imha edilmesini, yazarının kimliğinin ifşa edilmesini ve bir daha asla böyle bir "günah/suç" işlemeyeceğine dair kutsal bir yemin etmesini talep eden baskılarla karşılaşmıştır. Tabii ki yasaklanan her eser gibi, insanlığın düşünce dünyasını kökten değiştirmesine hiçbir güç engel olamamıştır. Neden mi? Çünkü bağnazlığın ve zulmün silahları hakikati savunanları susturabilir veya yok edebilir; lakin hakikatin kendisini asla kül edemez. |
| 7 | Yaşamın Metafiziği: Hegel'de Doğa, Tarih ve Alışkanlık | V. Metin Demir | Küre Yay. | 382 |
Bu kitap, hem metafizikten tarih düşüncesine kadar tüm Hegel sistemini anlaşılır bir şekilde özetlemekte hem de Hegel’e dair özgün bir okuma sunmaktadır. Ayrıca yazar, Hegel’i çağdaş filozoflar ve bilişsel bilimlerdeki güncel gelişmelerle diyaloga sokarak onu günümüzde yeniden felsefi bir tartışmaya davet etmektedir. |
| 8 | Faust | Johann Wolfgang Goethe | Doğu Batı Yay. | 575 |
Önce halk efsanelerinde, adı meçhule karışmış ozanlar söylediler bu ateşin hikâyesini. Sonra edebiyatçılar keşfettiler, eski kroniklerin içinde ilginç öyküler ararlarken... Kimler sivriltmedi ki kalemini, şeytanla insanın gizli mukavelesini insanoğluna fısıldamak için? Ama içlerinde en ölümsüz olanı, müjdeyi ve laneti tüm ruhları sarsarcasına haykıranı, Goethe'nin Faust'uydu. Zira Faust, modernitenin yaklaşan trajedisini haber veren ilk büyük yapıt oldu. |
| 9 | Mülkiyet Nedir? | Pierre Joseph Proudhon | Litera Yay. | 338 |
Hükümdar, ilahi bir yetkiyle hükmeden kişi olmaktan çıkınca, hangi yetkiyle hükmettiği sorgulanmaya başlanmıştı. Bu sorgulamaların odağında devletin kendisi de vardı. Devletin gerçekte ne olduğu ve onun adına hükmettiklerini söyleyenlerin meşruiyetlerini nereden aldıkları sorulmaya başlayınca, böyle bir meşruiyetin asla olmadığını savunan birilerinin çıkması kaçınılmaz hâle geldi. Zira devlete korunması şartıyla meşruiyet kazandıran "mülkiyet" artık bir hırsızlık olarak görülüyor; "İnsanlar kendi özgürlüklerinin bir kısmından devlet lehine fedakârlıkta bulunarak devlet çatısı altında daha büyük bir özgürlüğe sahip olurlar" ezberi de tümden reddediliyordu. Proudhon’un yaptığı tam olarak buydu. Ona göre devlet bir köleleştirme aygıtıydı; mülkiyeti elinde tutan hırsızlar adına ve onlarla birlikte; vergi veren, askere giden, kanunlara ve yasalara uyan, her an ölüme hazır olması beklenen insanları ezen bir kurumdu. Bu anlamda devredilen özgürlükler karşılığında alınan şey daha büyük bir hürriyet değil, yalnızca çok daha ağır bir boyunduruk oluyordu. |
| 10 | Ekmeğin Fethi | P. A. Kropotkin | Afrika Yay. | 337 |
“Canavarı zapturapt altında tutmak için” aynı yönteme Roma’da, hatta dört bin yıl öncenin Mısır’ında da başvurulmuştu; tarihin tüm zamanlarında bütün zorbalar, krallar ve imparatorlar yeniden kırbacı ellerine almadan önce halka biraz soluk aldıracak bir parça ekmek atacakları zamanı daima şaşmaz bir şekilde hesaplayabilmişlerdir. O bakımdan "pratik" insanların da aynı yönteme övgüler yağdırmaları son derece doğal: Yeter ki ücretli emeğe dokunulmasın! Gerçekten de Mısır firavunlarının bile yararlandıkları usta işi bir sömürü yöntemi şuracıkta dururken, ekmek meselesi için kafa patlatmaya değer mi! |
| 11 | Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni | Friedrich Engels | Yordam Kitap | 240 |
Friedrich Engels, Amerikalı antropolog Lewis H. Morgan’ın araştırmalarından hareketle kaleme aldığını özellikle vurguladığı bu kitabında; Karl Marx’ın aynı araştırmalar hakkındaki kapsamlı notlarından ve Kapital’den de yararlanarak insanlığın tarihsel gelişimiyle ilgili özgün sonuçlara ulaşıyor. Kendi araştırmalarına yaslanarak teorik tartışmaların kapsamını genişleten Engels, ele alınan tarihsel süreçlerin ve toplumsal dönüşümlerin iktisadi temellerine çarpıcı bir açıklık kazandırıyor. |
| ÇAĞDAŞ ELEŞTİREL KURAM VE TEORİLER | |||||
| KİTABIN ADI | YAZAR | YAYINEVİ | SAYFA SAYISI |
AÇIKLAMA | |
| 1 | Tüketim Toplumu | Jean Baudrillard | Ayrıntı Yay. | 272 |
Çağımızın önemli düşünürlerinden Baudrillard bu kitabında, çığırundan çıkmış tüketim anlayışını mercek altına alıyor. Gerçek ihtiyaçlar ile sahte ihtiyaçlar arasındaki çizginin tamamen silindiği tüketim toplumunda birey; nesneleri satın almanın ve bunları sergilemenin toplumsal bir ayrıcalık, bir prestij vesilesi olduğuna inandırılır. Böylece genelleşmiş bir toplumsal farklılaşma mantığı ortaya çıkar: İhtiyaç artık belli bir nesneye duyulan somut bir gereksinimden ziyade, temelde bir farklılaşma ve ayrışma arzusudur. Tüketici tek tek nesnelere değil, mal ve hizmetler sisteminin bütününe yatırım yapmaya yönlendirilir; bu süreçte bir yandan kendisini toplumsal olarak diğerlerinden farklı kıldığına inanırken, diğer yandan sistemle bütünüyle bütünleşir. Dolayısıyla tüketmek birey için iradi bir tercih olmaktan çıkıp kaçınılmaz bir zorunluluğa dönüşür; bu anlamda tüketim asla bireyin özgür bir etkinliği değildir. |
| 2 | Kültür Endüstrisi Kültür Yönetimi | Theodor W. Adorno | İletişim Yay. | 152 |
Adorno, "Kültür Endüstrisi" kavramını Nazizm sona ererken, 1944 yılında ortaya atar. Yıllar sonra bu kavrama geri dönerek "Kültür Endüstrisine Genel Bir Bakış" makalesini yazar (1963) ve bu arada "Kültür ve Yönetim" üzerine düşüncelerini de yayımlar (1960). Bu kitapta derlenen metinler; gerek kültür kuramı, gerekse kültürel hayatın dönüşümü konusundaki eleştirel çalışmaların vazgeçilmez kaynaklarını oluşturur. 19. yüzyılda endüstri devriminin mekanik akılcılığına karşı konumlandırılan sanatın, zamanla nasıl maddi üretim süreçlerine ve onları yöneten rasyonaliteye yenik düştüğünü anlatırlar. Endüstriyel mantığın ve bürokratik işletme disiplinlerinin denetimine giren modern sanatın özerkliğini ve eleştirelliğini nasıl yitirdiğini gözler önüne sererler. Adorno'nun düşüncelerinin ufkunda, kültür ve sanat yönetiminin günümüzdeki baş döndürücü yükselişini çok net bir şekilde izleriz. Adorno, kültür endüstrisinin gidişatını da yol açtığı büyük tehdidi de berrak bir şekilde görmüştür. En kötümser tahminlerinin zamanla birebir gerçekleşmesi, kültür endüstrisi üzerine yazdıklarının —bugün ne kadar sarsıcı ve rahatsız edici olsa da— ne denli güncel ve çağdaş olduğunu açıkça göstermektedir. |
| 3 | Özne ve İktidar | Michel Foucault | Ayrıntı Yay. | 320 |
Özne ve İktidar’da bir araya gelen metinler, Descartes’tan günümüze Batı düşüncesinde neredeyse vazgeçilmez bir yer tutan özne ve bilinç felsefesinin hâkimiyetini sarsan yeni bir düşünme biçimini temsil ediyor. 1960'lı yıllardan itibaren özellikle Nietzsche ve Heidegger'in etkisiyle şekillenen bu yeni yönelim; Foucault'nun "antropojizm" olarak adlandırdığı ve öncelikle insanı/insan doğasını felsefi düşünce için çıkış noktası alan, özelde ise özne ile bilinç merkezli kumsal geleneği hedef alan radikal bir eleştiridir. |
| 4 |
Cinsiyet
Belası: |
Judith Butler | Metis Yay. | 248 |
1990 yılında yayımlandığında feminist kuramda ve toplumsal cinsiyet araştırmalarında çığır açan, queer kuramın en temel öncü metinlerinden sayılan Cinsiyet Belası nihayet Türkçede! Judith Butler'ın cinsiyetin ne ölçüde "doğal" olduğunu kökten sorgulayarak bu kavramın performatif yapısına dair o kışkırtıcı savını ilk kez ortaya koyduğu bu anıtsal metin, birbirine zincirli pek çok felsefi ve politik tartışmayı aynı anda barındırıyor. |
| 5 | Aklı Karışıklar İçin Kılavuz | E.F. Schumacher | Küre Yay. | 167 |
“Mabetsiz yaşamak mümkün olabilir, fakat dinsiz —yani bütün zevk ve acısı, heyecan ve memnunluğu, incelik ve kabalığı ile ‘olağan hayat’ düzeyinin üstündeki Yüksek Kademelerle temas kurmanın ve onlara doğru gelişmenin sistemli çalışması içinde olmaksızın— yaşamak mümkün değildir. Modern dünyanın dinsiz yaşama deneyimi başarısız oldu. Bir kez bunu kavradık mı, ‘Modernlik-Sonrası’ görevlerimizin neler olduğunu anlarız.” — E. F. Schumacher |
| 6 | Şeffaflık Toplumu | Byung-Chul Han | Metis Yay. | 84 |
“Şeffaflık neoliberal bir aygıttır. Her şeyi enformasyona dönüştürmek amacıyla sisteme girmeye zorlar. Günümüzün gayri maddi üretim ilişkileri koşullarında daha fazla enformasyon ve daha fazla iletişim, üretkenlik ve hızda artış demektir. Buna karşılık gizlilik, yabancılık ve ötekilik sınırsız iletişime engel oluşturur. Şeffaflık adına bunlardan kurtulmak gerekir. “Şeffaflık insanı camlaştırır. Şiddeti de zaten buradadır. Sınırsız özgürlük ve iletişim, topyekûn bir kontrole ve gözetime dönüşüyor. Sosyal medya da giderek toplumsallığı disiplin altına alan ve sömüren dijital panoptikonlara benziyor daha çok. “Şeffaflık bir ideolojidir. Bütün ideolojiler gibi onun da mistik hale getirilmiş ve mutlaklaştırılmış olumlu bir çekirdeği vardır. Şeffaflığın asıl tehlikesi de bu ideolojikleşmededir. Totalize edilirse kaçınılmaz olarak şiddete yol açar.” — Byung-Chul Han |
| 7 | Yönteme Karşı | Paul Feyerabend | Ayrıntı Yay. | 384 |
Dünyayı anlama ve anlamlandırma biçimlerinden biri olan bilimin, modernizmle birlikte oturduğu iktidar koltuğunu masaya yatırıyor. Bilim gerçekten de tek yol mudur? Batı bilimi henüz her köşeye nüfuz etmemişken yaşayan kültürler, hayatın önlerine çıkardığı sorunları aşıp ayakta kalmamışlar mıydı, daha sonra da kalamazlar mıydı? (Bu soruya bugün, yani o öz kaynaklar ve kültürler büyük ölçüde tahrip edilmişken olumlu yanıt vermek zordur belki; ancak asıl soru, bu yıkımın kimin eseri olduğudur...) Peki, bilimi "Bilim" yapan, yani onun söylediklerini mutlak doğru mertebesine yükselten ve bizi bunun böyle olduğuna inandıran şey nedir? Akla yatkınlığı mı? Deneyle ispatlanabilir olması mı? Yoksa pratikten "iyi" sonuçlar alması mı? Kısacası bilimin yöntemini, akılcılığını ve kullandığı araçları kökten sorgulayarak ezberimizi bozuyor Feyerabend. Peki, Batı biliminin "akılcılığı" mutlak bir yöntem olarak kullanmaktan başka şansı yok mudur? Elbette vardır: Bilimsel devrimler söz konusu olduğunda, yani paradigma değişimlerinin yaşandığı o sıçrama anlarında "akılcılığın" nasıl da ihlal edildiğini tarihsel örneklere (Galileo vakasında olduğu gibi) dayanarak gözler önüne seriyor. |
| 8 | İki Kültürü Aşmak | Kolektif | Metis Yay. | 328 |
İki Kültürü Aşmak, bu iki kültür ayrımının tarihselliğini derinlemesine araştırıyor. Kitabın temel tezi, modern dünya sistemini önceleyen insan yaşamında böyle iki farklı bilgi biçiminin var olmadığı, bugün "disiplin" diye adlandırdığımız kutucukların asıl olarak on dokuzuncu yüzyılda yaratıldığıdır. Dikkatli okurlarımız bu temayı Sosyal Bilimleri Açın raporundan hatırlayacaklardır: Orada bir problem olarak tarif edilip sorgulanan konu, bu eserde adeta bir araştırma projesine dönüştürülmüş ve birçok yazarın katkılarıyla kapsamlı, zevkle okunan, eleştirel bir bilim tarihi ortaya çıkmıştır. |
| 9 | Geleneksel ve Eleştirel Kuram | Alan F. Chalmers | Yapı Kredi Yay. | 506 |
Frankfurt Okulu’nun kurucu temsilcilerinden Max Horkheimer’ın seçme makaleleri bu eserde bir arada sunuluyor. Yeni bir Marksist kuram oluşturma çabalarının ürünü olan bu metinlerde, Batı felsefesinin ana kavramları üzerinden felsefe ile toplum bilimlerinin nasıl bütünleşebileceğine ilişkin güçlü yanıtlar bulmak mümkün. Kitaba adını veren "Geleneksel ve Eleştirel Kuram" makalesi ise, hiç kuşkusuz Horkheimer’ın en çığır açan ve en önemli çalışmalarından birini oluşturuyor. |
| 10 | Gerçekçiler İçin Ütopya | Rutger Bregman | Domingo Yayınevi | 328 |
“Gerçekçiler İçin Ütopya, bir geleceği tahmin girişimi değil, geleceğin kilitlerini açma girişimidir,” diyor Bregman. “Ve bunun için, ütopyalara geri dönmeliyiz.” Köleliğin kaldırılmasından kadın erkek eşitliğine, uygarlığımıza kilometre taşı olmuş pek çok gelişme, öncesinde birer ütopyaydı. Gerçekçiler İçin Ütopya, pek çok saha çalışması, deney ve vakadan faydalanarak, günümüzde ütopik gelebilecek kimi fikirlerin (mesela çalışsın çalışmasın herkese temel gelir) aslında erişilebilir olduğunu gösteriyor. Yeter ki tüketim üzerine kurulmuş, piyasa gerçekleri üzerinde uzlaşmış bir uygarlıktan daha iyisi olabileceğimizi hatırlayalım. Yeter ki yeniden büyük hayaller kuralım. |
| MANİFESTOLAR | |||||
| KİTABIN ADI | YAZAR | YAYINEVİ | SAYFA SAYISI |
AÇIKLAMA | |
| 1 | Komünist Manifesto | Friedrich Engels, Karl Marx | Litera Yay. | 144 |
Üretim ilişkilerini köklü bir şekilde değiştiren Burjuva, gücünü ve kârlılığını arttırmak için giriştiği devrimsel faaliyetlerin neticesinde “Sanayi İnkılabı”nı yarattı. Bu devrim ortaya yeni bir sınıf çıkardı: barınaklarda üst üste yaşayıp gün ışığını görmeden kapatıldıkları fabrikalardan yine günün batışını görmeden çıkan ve “köle” olarak anılan atalarından çok daha feci koşullarda yaşamaya zorlanan bir sınıf. Marx ve Engels, bu yeni sınıfta, hiç bitmeyen bir çatışmanın ezelî mağdurunu tespit ettikten sonra bu mağduriyetin ebediyen ortadan kalkmasının imkânını da görüyor. Yeter ki işçi sınıfı hangi kanlı zulüm mirasının varisi olduğunun farkına varsın; yeter ki dünyanın dört bir yanına dağılmış kardeşleriyle aynı safta olduğunu görsün ve iktidarı ve üretim araçlarını kendi eline almadan bu sömürü çarkının kendiliğinden ortadan kalkmayacağını kabul etsin. Zaten Burjuva, sanayii bu kadar yaygın hâle getirip böyle büyük bir kitle yaratırken kendi mezar kazıcılarını yetiştirmiş oldu; şimdi işçilere kalan, bu mezarı kazmak ve Burjuvazi’yi, sahip olduğu ayrıcalıklar, yarattığı kültür ve değerlerle birlikte gömmek. Neticede kaybedilecek ne var ki? Zincirlerden başka… |
| 2 | Doksan Beş Tez | Martin Luther | İş Bankası Yay. | 84 |
Martin Luther (1483-1546): Reform’un temellerini atan Alman ilahiyatçı, besteci, rahip ve keşiş. Orta halli bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Luther; önce Magdeburg Latin okulunda, daha sonra Erfurt Üniversitesi’nde eğitim aldı. 1511’de doktora derecesi alarak ilahiyat ve felsefe dersleri vermeye başladı. 1515’te Saksonya ve Türingiya bölgesindeki kiliselerden sorumlu piskopos naibi oldu. 1517 yılında kilisenin endüljans (günah affı belgesi) uygulamalarını eleştiren Doksan Beş Tez’ini Albrecht von Brandenburg’a gönderdi. Bu tezler kısa sürede önce Almanya’ya, iki ay gibi kısa bir sürede ise tüm Avrupa’ya yayıldı. Kaleme aldığı çığır açıcı eserlerle kendi kilisesinin ve Protestanlığın temellerini atan Luther, aynı zamanda İncil’i Almancaya çevirmiş ve genel ibadet törenlerini yeniden düzenlemiştir. |
| 3 | HAKLARA DAİR TEMEL MANİFESTOLAR: İnsan Hakları Evrensel Bildirisi, Veda Hutbesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Mahkeme Usul ve Esasları hariç 1,4,6,7. Protokollerle) ve Afrika İnsan Hakları Sözleşmesi (İlk 29 madde) |
Bu seçki, insan haklarının açık biçimde ifade edildiği, dünya tarihinde manifesto niteliği taşıyan önemli metinleri bir araya getiriyor. |
|||
| 4 | Ebedi Barış Üzerine Felsefi Bir Tasarı | Immanuel Kant | Fol Kitap | 96 |
BBu eser, Alman filozof Immanuel Kant’ın, insanlığın en eski arayışlarından biri olan “Barışı nasıl tesis etmeli?” sorusuna verdiği yanıtın ürünüdür. Şüphesiz bu soruyu ilk soran Kant değildi; Augustinus, Aquinalı Thomas, Erasmus, Leibniz, William Penn ve Saint-Pierre de bu soruyu sormuş ve cevabı tanrısal argümanlarda bulmuşlardı. Ancak Kant hem soruyu hem de cevabı kökten değiştirdi: O, sıradan bir "barış"ın değil,“ebedî barış”ın peşindeydi. Cevabı ise teolojik değil, tamamen “hukuki” bir zeminde kuracaktı. Kant’ın bu eseri sömürgecilik faaliyetlerinin ve ülkelerin güç yoluyla ilhak edilişinin yoğun olarak görüldüğü bir dönemde kaleme almış olması şüphesiz rastlantı değildir. Fransa ile Prusya arasındaki Basel Barış Antlaşması’ndan (1795) günümüzdeki Birleşmiş Milletler idealine kadar, evrensel barışla ilgili her düşüncede Kant’ın bu çığır açıcı eserinin doğrudan etkisini gözlemlemek mümkündür. |
| 5 | Siborg Manifestosu | Donna Haraway | Agora Kitaplığı | 80 |
Siborg, hem “tahayyül”ün hem de “maddi gerçeklik”in yoğunlaşmış bir imgesidir. Batı’nın bilim ve siyaset geleneklerinde —ırkçı, erkek-egemen kapitalizm geleneğinde, ilerleme geleneğinde, doğayı kültür ürünleri kaynağı olarak sahiplenme geleneğinde ve benliğin başka benliklerin yansımalarından yeniden üretilmesi geleneğinde— organizma ile makine arasındaki ilişki hep bir sınır muharebesi şeklinde cereyan etmiştir. Bu tür bir sınır muharebesinin paylaşılamayan toprakları da üretim, üreme ve tahayyüldür. Benim argümanım, sınırların karışmasını sevinçle karşılamakta ve bu sınırların oluşturulmasında sorumluluk üstlenmektedir. Argümanım ayrıca, sosyalist-feminist kültür ve teoriye, postmodernist, natüralist-olmayan bir tarzda ve cinsiyetin olmadığı bir dünya —belki doğuşun, belki de sonun olmadığı bir dünya— tahayyül eden ütopik gelenek dâhilinde katkıda bulunma çabasını temsil eder. İkisi sarmal bir dansla birbirlerine sarılmışlarsa, ben tanrıça olmaktan ziyade siborg olmayı yeğlerim. |
| 6 | İnsanın Yüceliği Üzerine Söylev | Giovanni Pico Della Mirandola | Doğu Batı Yay. | 104 |
Mirandola ve Concordia kontu Giovanni Pico, otuz iki yıllık kısa yaşamı boyunca bilginin peşinden koştu. Hıristiyan inancına sıkı sıkıya bağlı olsa da dünyadaki tüm felsefe ekollerinin ve dinlerin insana dair aynı öze farklı kıyafetler giydirdiğini düşünüyordu. Gençliğinin de verdiği heyecanla, Katolik Kilisesi’ne ve tüm dünyaya yepyeni bir barış felsefesini benimseteceği umudundaydı. Bu uğurda dünyanın dört bir yanındaki bilgileri harmanlayarak ortaya çıkardığı toplam dokuz yüz savı papaya sunacaktı; bu sunuma başlarken söylemek üzere de bu unutulmaz söylevi kaleme aldı. Kitapta da anlatıldığı gibi Pico bu girişiminde başarısızlığa uğradı, eserine ait kopyalar yakıldı; bu söylev ise bir bakıma unutulup sonraki yüzyıllarda gerçek değerini bulmak üzere uykuya daldı. Yirminci yüzyılın şafağında yeniden ortaya çıkan bu metin, ilkin genç bir bilginin Kabalacılığı ve çileci mistisizmi teşvik ettiği dinsel bir parça olarak değerlendirildi. Ancak "Rönesans insanı" kavramı olgunlaştıkça hümanist felsefenin bu kısa söyleve tüm gücüyle tesir ettiği anlaşılmaya başladı. Pico tasavvur ettiği o barış ve ahenk felsefesini o gün kabul ettirememiş, görevinde görünürde başarısız olmuştu belki; ancak yaşadığı dönemin ruhunu farkında olmadan kısacık bir söylevin içine sığdırmış ve gelecek yüzyıllara bu yolla seslenmişti. Bu söylev, öğrenmenin sınırsızlığını ve evrensel bilgeliğe duyulan açlığı sembolize eder. Pico’ya göre, insan olmak için aklı kullanmak, insanı aşmak için ise aklın sınırlarını durmadan genişletmek gereklidir. |
| TEKNOLOJİ NÖROLOJİ VE DÜŞÜNCE (16-19. YY) | |||||
| KİTABIN ADI | YAZAR | YAYINEVİ | SAYFA SAYISI |
AÇIKLAMA | |
| 1 | İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Soruşturma | David Hume | İş Bankası Yay. | 192 |
David Hume (1711-1776): İskoç filozof ve tarihçi. On iki yaşında kaydolduğu Edinburgh Üniversitesi'nde hukuk eğitimi alsa da, felsefenin büyüsüne kapılarak eğitimini yarıda bıraktı. İlk eseri Treatise of Human Nature, 1739-1740 yıllarında yayımlandı. 1748 yılında ünlü soruşturmalarının ilk versiyonu olan Philosophical Essays Concerning Human Understanding gün yüzüne çıktıysa da o dönem pek ilgi görmedi. Kütüphane müdürüyken kaleme almaya başladığı altı ciltlik History of England eseri ise ona felsefi yazılarından çok daha büyük bir şöhret kazandırdı. İktisat konulu denemeleriyle, başta yakın dostu Adam Smith olmak üzere liberal iktisatçılar üzerinde belirgin bir etki bıraktı. John Locke’un ampirizmine ve George Berkeley’in idealizmine yaslanan felsefesiyle, başta Immanuel Kant olmak üzere kendinden sonraki pek çok filozofu derinden etkiledi. İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Soruşturma; Hume’un ilk eserinde incelediği konuların keskin ve berrak bir özetini sunduğu, fikirlerin kökeninden özgür iradeye, nedensellik ilkesine dair şüphelerden mucizelere kadar en ünlü argümanlarını formüle ettiği olgunluk dönemi eserlerinin en yetkinidir. |
| 2 | İnsan Anlığı Üzerine Bir Deneme | John Locke | Serbest Kitap | 542 |
Tarihin büyük filozoflarından John Locke, ilk olarak 1690 yılında yayımlanan İnsan Anlığı Üzerine Bir Deneme’de matematiksel, doğa bilimsel, dinî ve ahlâkî bilgileri nasıl edindiğimize dair kapsamlı bir analiz sunar. Bilginin insanda doğuştan bulunduğunu savunan geleneksel teoriyi kökten reddeden Locke; bilginin duyumlar ve deneyimler vasıtasıyla elde edildiğini, akıl sayesinde çözümlenip geliştirildiğini savunur. Bu çığır açıcı iddialarını güçlü bir sağduyuyla savunurken uzay ve zaman, anlam, özgür irade ve kişisel kimlik üzerine pek çok derinlikli düşüncesini de ortaya koymaktan geri kalmaz. Neticede bu Deneme, René Descartes’ın çalışmalarıyla birlikte modern felsefenin gündemini büyük ölçüde belirleyen son derece etkili ve öncü bir eser olarak tarihe geçmiştir. |
| 3 |
İnsan
Zihni Üzerine: |
Thomas Reid | Fol Kitap | 304 |
Bu eser, kuşkucu felsefe karşısında sağduyu felsefesinin en yetkin savunusunu ortaya koyuyor. Felsefeyi, doğanın bize armağanı olan sağduyu ilkeleri üzerinde yeniden yükseltmek için sistematik bir araştırma yürütüyor. Thomas Reid, kuşkucu çağdaşlarına ve döneminde neredeyse evrensel kabul gören "ide" sistemine kökten, isabetli ve yıkıcı eleştiriler yöneltiyor. Bu yönüyle eser, onun Platon, Descartes, Malebranche, Locke, Berkeley ve tabii ki Hume ile radikal bir hesaplaşmasıdır.Kitap aynı zamanda, dış dünya hakkında nasıl bilgi sahibi olabildiğimizi açıklayabilmek için türünün ilk örneği olan özgün bir işaretler teorisi geliştiriyor; günümüz bilişsel bilim ve epistemoloji çalışmalarında sıkça kullanılan "algı" ve "duyum" kavramlarını ilk kez birbirinden kesin bir şekilde ayırıyor. Geliştirdiği görünürler geometrisi ile ise farkında olmadan Öklid dışı geometrilerin tarihteki ilk öncül örneğini veriyor. Hepsinden önemlisi Reid, insanı neredeyse her konuda derin bir kuşkuya düşürmeyi başaran filozofların aksine, titiz gözlemleri ve ayakları yere basan akıl yürütmeleriyle sarsılmaz bir sağduyu savunusu inşa ediyor. |
| 4 | Leviathan | Thomas Hobbes | Litera Yay. | 624 |
“İyi bir rejim, bireysel özgürlüklere ne kadar fırsat tanıdığıyla anlaşılır.” Belki de bu cümleyle, tarihte ilk defa bireysel özgürlüklerin durumu, bir rejimin değerini ölçmede temel kıstas olarak bahis konusu edilmiştir. Zira egemenin doğal yönetme hakkından ziyade, yönetilenlerin doğal haklarının konuşulacağı bir çağın eşiğindeyizdir artık. Bu bağlamda egemenin temel görevi, halkın bu doğal haklarını teminat altına almaktır. Halk içinse, hakları ödevlerinden önce gelmektedir. “Eylemlerimizin önünde kısıtlamalar olmamalıdır.” Ancak o zaman özgür olduğumuzdan bahsetmemiz mümkün olacaktır. Kanunların suskun kaldığı yerde ise dilediğimizi yapma hakkımız vardır. Kitapta yer alan diğer devrimci düşünceler şunlardır: Her milletin kendi devletini, her devlet reisinin ise kendi devlet dinini seçme hakkı olmalıdır. Hiç kimse kendine gelen vahyi başkasına dayatmamalıdır. Cezalandırma asla intikama dönüşemez. Kanunların temel amacı sosyal eşitliği sağlamak olmalıdır. Adalet sosyal sınır tanımamalı ve yoksullar mutlaka kamu tarafından desteklenmelidir. |
| 5 | Felsefi Yazılar | Isaac Newton | Say Yay. | 256 |
Isaac Newton (1642-1727) düşünce tarihine muazzam yazılardan oluşan hacimli bir miras bırakmakla kalmamış; aynı zamanda bu düşünceler, dünyayı temsil etmede somut bir değere de sahip olmuştur. Modern dönemin ilk yıllarına yaptığı eşsiz katkılara rağmen, doğa felsefesi alanındaki mektuplaşmaları, el yazmaları ve yayımladığı türlü çeşit çalışmaları bundan önce farklı edisyonlarda ayrı ayrı bulunuyordu. Bu kitapta; Principia ve Opticks çalışmalarından önemli kısımlar ile De Gravitatione’nin düzeltilmiş bir çevirisi de içlerinde olacak şekilde Newton’un başlıca felsefi yazıları bir araya getirilmiştir. Ayrıca erken optik çalışmalarından belli parçalar, Dünya’nın hareketi hakkında dinî yorumlara ilişkin yayımlanmamış düşünceler ve dönemin önemli figürleriyle mektuplaşmaları da bu eserde yer almaktadır. Mektuplaşmalarının muhatapları arasında din âlimi Richard Bentley, matematikçi Roger Cotes ve filozof G.W. Leibniz de vardır. Bu kitap için seçilmiş pasajlar, Newton’un uzay, zaman, hareket ve madde kavramları hakkındaki fikirlerinin nasıl şekillendiğini ve bu tartışmalı görüşlerini çağdaşlarının eleştirileri karşısında nasıl savunduğunu göstermesi bakımından büyük önem taşır. Bu eser aynı zamanda Newton’un başarılarının insani ve felsefi yönlerini kavramak için eşsiz bir fırsat sunar; çünkü genel olarak okullarda öğretildiği kadarıyla çoğu kişinin zihninde Newton’a dair bir "Newtoncu mekanik karikatürü" yer etmiştir. Oysa mektuplaşmalarında ve argümanlarında, kırılgan ve inatçı kişiliğinin yanı sıra onun günümüzde anladığımız anlamıyla sadece bir bilim insanı olmadığını, aksine bilimsel araştırmanın temellerine dair son derece detaylı görüşleri olan bir doğa filozofu olduğunu da açıkça görebiliriz. Bu açıdan, kendisinden sonra bilim kavramının nasıl şekillendiğini ve Newton’a göre doğa felsefesinin neleri kapsadığını anlamak adına bu derleme son derece kıymetlidir. Ek olarak bu metinler, Newton’un döneminde Avrupa’daki entelektüel ortamın doğasına da ışık tutmaktadır. |
| TEKNOLOJİ NÖROLOJİ VE DÜŞÜNCE (19. YY-GÜNÜMÜZ) | |||||
| KİTABIN ADI | YAZAR | YAYINEVİ | SAYFA SAYISI |
AÇIKLAMA | |
| 1 |
Fizik
ve Felsefe: |
Werner Heisenberg | Küre Yay. | 248 |
Yirminci yüzyılın en etkili düşünürlerinden Werner Heisenberg’in ufuk açıcı eseri Fizik ve Felsefe, modern fizikte yaşanan devrimi felsefi arka planıyla birlikte gözler önüne seriyor. Meşhur Gifford seminerlerinden oluşan bu kitap (1958) kısa sürede bilim felsefesi literatürünün klasikleri arasındaki yerini almış ve uluslararası ölçekte geniş bir okur kitlesine ulaşmıştır. Modern fizikteki devrimi anlaşılır ve veciz bir üslupla özetleyen bu metinler, üzerinden yarım yüzyıl geçmesine rağmen özgünlüğünden ve kışkırtıcılığından hiçbir şey kaybetmemiştir. 1932 Nobel Fizik Ödülü’nün sahibi Heisenberg’in Kopenhag Yorumu çerçevesinde savunduğu kavramlar ve düşünceler bugün de çağdaş fiziğin temel taşları olma özelliğini sürdürmektedir.Modern fiziğin doğası ve temel özellikleri hakkında soyut bir tasvirle yetinmeyen Fizik ve Felsefe’nin satır aralarında, yazarın bizzat şahit olduğu iki dünya savaşının ve sonrasının sosyo-politik gerilimlerini okumak mümkündür. Kuantum fiziğinin gelişimindeki öncü rolüyle bu bilimsel ilerlemeden gurur duyan Heisenberg’in, bilimin kötücül arzulara ve yıkıcı politik amaçlara alet edilebilmesinin trajik sonuçlarını izah ederken son tahlilde bilimi, bilim insanını ve dolayısıyla kendisini "kurtarma" çabaları son derece dikkat çekici ve derinlemesine düşünmeye değerdir. |
| 2 | Akıllı Makineler Nasıl Düşünür? | Sean Gerrish | Tübitak Yay. | 306 |
Sürücüsüz araçlar sokaklarda dolaşıyor, bir algoritma size film önerileri sunuyor, IBM’in Watson’ı Jeopardy! yarışmasında insan beynine karşı zafer kazanıyor, bilgisayar programları Atari oyunları oynamak üzere eğitilebiliyor... Peki ama tüm bunlar nasıl gerçekleşiyor? Bu kitap, günümüz makinelerini bu kadar "akıllı" hâle getiren yapay zekâ ve makine öğrenmesi alanındaki çığır açan gelişmelere ilgi çekici ve anlaşılır bir bakış sunuyor. Yazar, akıllı makinelerin dünyayı algılamasını ve dünyayla etkileşime girmesini sağlayan temel fikirleri özetliyor: Sürücüsüz araçların kalabalık şehirlerde güvenle gezinmesini sağlayan yazılım mimarisini, Netflix’in öneri motoru için açtığı milyon dolarlık yarışmayı ve programcıların bir köpeği eğitir gibi ödüller vererek bilgisayarları nasıl eğittiklerini anlatıyor. Yapay sinir ağlarının bilgisayarların dünyayı algılamasını ve Atari video oyunlarını insanlardan daha iyi oynamasını nasıl sağladığını açıklıyor. Watson’ın ünlü Jeopardy! zaferini tartışıyor; go ve satranç gibi karmaşık strateji oyunlarında dünya şampiyonlarını yenen AlphaGo ile Deep Blue’nun arka planını inceliyor. Ne var ki bilgisayarlar henüz her konuda ustalaşmış değil; kitapta StarCraft gibi stratejik derinliği yüksek oyunları başarıyla oynayabilecek akıllı makineler geliştirmenin bugün hâlâ karşılaşılan zorlukları da özetleniyor. Akıllı Makineler Nasıl Düşünür?, bilim ve teknoloji meraklıları için mükemmel bir rehber niteliği taşıyor. |
| 3 |
Heidegger: |
Ahmet Aydoğan | Say Yay. | 232 |
İşi kolay ve külfetsiz yapma arayışı alet kullanmaya dönüştüğünde bunu insanın "gelişim" sürecinde bir ileri merhale olarak gördük ve insanın hanesine homo faber diye kaydettik. Bir şeyi elde etmek için bir başka şeyi kullanma gayreti bir zaman sonra istimalden istismara, o da en sıradanından en ulvi olanına kadar her şeyi "araç olarak görme" alışkanlığına dönüştüğünde buna dilimizde yer açma ihtiyacı duyduk ve "emellerine alet etme" dedik. Fakat ne bu deyimin ne söylediğine kulak verdik, ne de bunun insana nereden musallat olduğunu irdeleme lüzumu duyduk. Tıpkı teknolojinin, belirlenmiş amaçlara ulaşmak için kullanılan aletlerin imal ve istimalinden ibaret insani bir faaliyet olduğunu sanıp ötesini düşünmeksizin söyleyiverdiğimiz gibi... Ne var ki emelleri için her şeyi alet olarak kullanabilen insan; makinenin ve mekanizmanın ne anlama geldiğini, ancak kendisinin de bir araç olarak kullanılmaktan muaf olamayacağını gördüğünde fark etti: “Çağımız makine çağı olduğu için teknolojik bir çağ değil, teknolojik bir çağ olduğu için bir makine çağıdır.” Teknoloji ve İnsanlığın Geleceği bizi tekniği ve bünyesinde barındırdığı tehlikeleri bu son çıkıştan önce, makinelerin elinde birer makineye dönüşmeden önce bütün derinliği ve ciddiyetiyle düşünmeye davet ediyor. |
| 4 | Evrendeki Yaşamı Anlamak | Wallace Arthur | Koç Üniversitesi Yay. | 232 |
“İnsanlar binlerce yıldır gözünü dikmiş merakla gece göğüne bakıyor” diye başlıyor Wallace Arthur sözlerine. Kozmosa duyduğumuz bu derin merak, tüm çağların, kültürlerin ve kuşakların ötesine geçiyor. “Evrende yalnız mıyız?” sorusu bir çocukla bir yetişkinin, modern insanla Antik Yunan vatandaşının zihninde aynı açlıkla dönüp duruyor. Ancak eskimeyen bu soruların ortasında, şimdi bizler yepyeni bir dönemecin eşiğindeyiz: Dünya dışı yaşama dair somut kanıtlar bulan neslin bizimki olabileceği artık gerçekçi bir tahmin. Cambridge University Press’in Understanding Life dizisi kapsamında yayımlanan Evrendeki Yaşamı Anlamak, okuru işte tam da bu bilimsel devrime hazırlamayı hedefliyor. |
| 5 | Yapay Zeka Geçmişi ve Geleceği | Nils J. Nilsson | Boğaziçi Üniversitesi Yay. | 695 |
Elinizdeki kitap, YZ’nin tarihini aşağı yukarı kronolojik bir sıra takip ederek anlatıyor. Kimi aktörleri ve olayları dışarıda bırakmış olabilir; ancak umuyorum ki bu hikâye, YZ’nin başlıca fikirlerini, anlaşmazlıklarını, pratik uygulamalarını ve sınırlarını makul biçimde yansıtabiliyordur. Bu tarihte yer almış şahsiyetlerden ziyade fikirlere ve bunların nasıl hayat bulduğuna odaklandım. Bana kalırsa, yapay zekâ tarihini anlamak için, YZ programlarının gerçekte nasıl çalıştığını en azından genel hatlarıyla kavramak hayati önem taşır. YZ’nin başlıca hedefi, yani aradığımız o büyük "ödül" nedir? Bana kalırsa yapay zekâ, insanların yapabildiği şeylerin çoğunu, özellikle de "zekâ" gerektiren işleri yerine getiren insan yapımı araçlardır. YZ gelecekte pek çok alanda hayatımızın merkezinde yer alacak gibi görünüyor. İnanıyorum ki günün birinde YZ araştırmacıları, bilinçli olduklarına herkesi inandıracak makineler inşa edebilecekler. Bu hayalin gerçeğe dönüşeceği günleri düşlerken bazı kritik soruların zihnimizi kurcalamasına engel olamıyoruz: O günler geldiğinde, bu makinelerin bizlerle ve birbirleriyle çatışmasını imkânsız kılacak bir toplumsal düzen kurmayı başarabilecek miyiz? Hatta makineler için, yalnızca toplumsal açıdan kabul gören hedeflere hizmet etmenin ne anlama geldiğini net bir şekilde tanımlamış olacak mıyız? Bu ve benzeri endişeleri hem bilgisayar bilimcileri hem de hümanistler derinden taşıyor. Gelecekte yazarlar, bu büyük maceranın öyküsünü anlatmayı hiç şüphesiz sürdürecek. Günün birinde bu yazarlardan biri, Aristoteles’in düşüncelerinden yaklaşık iki bin beş yüz yıl sonra, “ya bizim emrimizde ya da ihtiyaç halinde kendi işini icra eden” araçlarımızın olduğunu yazabilecek. |
| 6 | Descartes'in Yanılgısı: Duygu - Akıl ve İnsan Beyni | Antonio R. Damasio | ODTÜ Yayıncılık | 408 |
Descartes’ın o çok bilinen “Düşünüyorum, öyleyse varım” söylemini dile getirdiği yüzyıldan bu yana bilim, insanın gerçek varoluşunda duyguların rolünü çoğunlukla göz ardı etmiştir. Modern sinirbilim bile yakın zamana kadar duygulardan ziyade beyin fonksiyonlarının bilişsel tarafına odaklanma eğilimi göstermiştir. Ancak Descartes’ın Yanılgısı’nın yayımlanmasıyla birlikte bu ezber bozulmaya başlamıştır. New York Times tarafından "dünyanın önde gelen nörologlarından biri" olarak nitelendirilen Antonio Damasio, duygular ile rasyonalite arasındaki ilişkiyi ele alan geleneksel dogmalara bu eserinde güçlü bir şekilde karşı çıkmıştır. Oldukça sürükleyici olan bu kitabında Damasio; hepimizin sezgisel olarak bildiği o gerçeği —yani duyguların birer lüks olmadığını, aksine rasyonel düşünce ve sağlıklı sosyal davranışlar için hayati önem taşıdığını— vaka çalışmaları eşliğinde gözler önüne sererken okuru büyüleyici bir bilimsel keşif yolculuğuna çıkarıyor. |
| 7 |
Beyin: |
David Eagleman | Domingo Yayınevi | 272 |
Büyük ilgi gören Incognito ile nörobilimi geniş kitlelerle buluşturan David Eagleman, bizi içimizdeki kozmosa doğru hızlı ve nefes kesici bir yolculuğa çıkarıyor: Gerçek nedir? "Sen" kimsin? Nasıl karar veriyorsun? Beynin neden başkalarına ihtiyaç duyuyor? Teknoloji, "insan olmak"ın anlamını değiştirebilir mi? Durak durak ilerleyen bu büyüleyici yolculuk; ekstrem sporlar dünyasından ceza hukukuna, yüz ifadelerimizden beyin ameliyatlarına, içgüdülerimizden ölümsüzlük arayışına kadar uzanıyor. Yol üstünde, muazzam bir karmaşıklık barındıran beyin hücreleri ve onları birbirine bağlayan trilyonlarca sinirin arasında görmeyi pek de beklemediğiniz o tek şey beliriyor: kendiniz. |
| 8 | Model Kavramı | Alain Badiou | İthaki Yay. | 128 |
1968 Mayıs olayları arifesinde kaleme alınan Model Kavramı, Louis Althusser başkanlığında geliştirilen "Bilim İnsanları İçin Felsefe Dersleri" tasarısının en önemli parçalarından biridir. Bu disiplinlerarası çalışmada modelleme ile ideoloji arasındaki ilişkinin doğasını araştıran Alain Badiou; sıradan okur tarafından nesnel bilginin tarafsız taşıyıcıları sayılan matematiksel modellerin aslında ne denli taraflı olabileceğini vurgular. Aradan geçen yıllarda yaşanan teknolojik ve toplumsal gelişmeler, mantıksal pozitivizm ile ampirizmden kökten ayrılan bu kitabın önemini her daim gündemde tutmuştur. Model Kavramı’nın en çarpıcı yanı, Badiou’nun metinlerinden beklenmeyecek kadar açık ve akıcı bir üslupla kaleme alınmış olmasıdır. Bu çalışma, başta matematiğin epistemolojisi olmak üzere bilim felsefesi açısından bugün de tartışmaya açık yönleriyle güncelliğini korumaktadır. |
| 9 |
Fizik
Felsefesi: |
Tim Maudlin | Vakıf Bank Kültür Yay. | 248 |
Fizikçi olmayanları uzay ve zamanın doğası ile yapısını çevreleyen temel felsefi konularla tanıştıran bu kitap, uzay-zaman teorisinin kavramsal temelleriyle ilgilenen fizikçiler için de ideal bir kaynak niteliğindedir. Tim Maudlin; Aristoteles’in yer ve hareket anlayışından başlayarak Newtoncu mutlak uzay ve zaman kavramlarına, Galileo’nun görelilik yaklaşımı aracılığıyla Einstein’ın görelilik teorilerine uzanan felsefi gelişim çizgisini incelikli bir şekilde izlemektedir. Maudlin, Özel Görelilik’i somut fiziksel problemleri çözebilecek düzeyde aktarırken, Genel Görelilik’i ise daha kavramsal bir düzeyde ele almaktadır. Eserde işlenen diğer konular arasında İkizler Paradoksu, Lorentz-FitzGerald daralmasının fiziksel yönleri, ışık hızının sabitliği, zamanda yolculuk, zamanın yönü ve daha pek çok büyüleyici başlık yer almaktadır. |
| ETİK: KURAMLAR VE GÜNCEL TARTIŞMALAR | |||||
| KİTABIN ADI | YAZAR | YAYINEVİ | SAYFA SAYISI |
AÇIKLAMA | |
| 1 | Ahlak Metafiziğinin Temellendirilmesi | Immanuel Kant | Türkiye Felsefe Kurumu Yay. | 196 |
Pratik Aklın Eleştirisi ile birlikte Kant’ın etikle ilgili iki ana yapıtından biri olan ve bu eleştiriden önce yayımlanan Ahlak Metafiziğinin Temellendirilmesi’nde Kant, günlük yaşamda eylemde bulunurken kendimizle ilişkimizde temelini bulan ahlaklılığın olanak koşullarını serimliyor. Kant’a göre ahlaklılık, başkalarıyla ilişkilerimizde isteklerimizin her türlü kişisel çıkardan bağımsız olmasında yatar. Ancak kendimizi ve başkalarını böyle çıkarlar için birer araç olarak değil, doğrudan amaç olarak görerek eylemde bulunduğumuzda ahlaklı olabiliriz. Kişisel ve grupsal çıkarların belirlediği eylemler karşısında, çıkarsız hiçbir şey yapılamayacağı kanısının yaygın olduğu dünyamızda Kant bu kitapta, erdemli yaşamın olunamayacak gibi görünen ama onsuz da asla var olunamayacak bir koşuluna —başkasını amaç olarak görme ilkesine— güçlü bir ışık tutuyor. |
| 2 | Ahlakın İlkeleri Üzerine Bir Soruşturma | David Hume | Fol Kitap | 176 |
Aydınlanma felsefesinin kurucu düşünürlerinden David Hume, 1751 yılında yayımladığı Ahlak İlkelerine Dair Soruşturma adlı eserinde ahlak felsefesini, bugün hâlâ güncelliğini koruyan şu radikal sorular üzerine kurar:“Ahlak ilkeleri, akıldan mı yoksa duygudan mı türemektedir? Ahlak ilkeleri hakkındaki bilgiyi uzun bir kanıt ve tümevarım zinciriyle mi, yoksa dolaysız bir hissediş ve daha ince bir içsel duyu yoluyla mı kazanırız? Doğruluğun ve yanlışlığın bütün sağlam yargıları gibi, her akıl sahibi zeki varlık için aynı mı olmalıdır; yoksa güzellik ve çirkinlik algısı gibi tamamıyla insan türünün tikel doğa ve yapısına mı temellendirilmelidir?” “Bir gemi kazası sonrasında, mülkiyetin önceki sınırlamaları göz önüne alınmadan herhangi bir hayatta kalma vasıtasını zapt etmek bir suç teşkil eder mi? Yahut kuşatılmış bir şehir açlıktan kırılma noktasına geldiğinde, insanların —normalde hakkaniyet ve adalet kuralı sayılan ilkelere sadık kalarak— mevcut tüm yiyecekleri başkalarına terk edip hayatlarını kaybetmeye razı olacaklarını düşünebilir miyiz? … Kanunların veya hukuk mahkemelerinin bağlayıcılığı olmadan herhangi bir insan topluluğu bir arada var olabilir miydi? Bir kıtlık sırasında ekmeğin eşit olarak paylaşılması, güç ve hatta şiddet yoluyla gerçekleştirilse bile bir suç veya haksızlık olarak addedilebilir miydi?” |
| 3 | Hukukta Adaletsizliği Görmek | Gülriz Uygur | Türkiye Felsefe Kurumu Yay. | 224 |
Masum olmayan bir dünyada yaşıyoruz; insanların yüzlerinin unutulduğu, kendi yüzümüzü unuttuğumuz ve temel değerlerin çok kolay harcanabildiği bir dünyada... Peki, böyle bir çağda "insanın yüzünü görmek" nasıl mümkündür? Gönül gözüyle görmek ne anlama gelmektedir? Hukuk, ne yazık ki insanları ekseriyetle görünmez kılmaktadır. Kişileri ve yüzleri görünmez kılarak kendisi adaletsizliğe yol açan kurumsal bir mekanizmanın, bu adaletsizlikleri bizzat görmesi gerçekten mümkün müdür? Mümkünse, hukukta adaletsizlik nesnel olarak nasıl ortaya konabilir? Bir hâkimin, kendi yüzünü unutmadan karşısındakilerin yüzünü hakkıyla görmesi nasıl sağlanabilir? Gülriz Uygur bu eserde tam da bu ve benzeri sarsıcı soruları sormakta; Küçük Prens, Asılacak Kadın ve Okuyucu gibi unutulmaz romanların eşliğinde bu sorulara cesur yanıtlar aramaktadır. |
| 4 | Nikomakhos’a Etik | Aristoteles | BilgeSu Yay. | 240 |
Etik, Aristoteles’in “insan için iyi”nin ne olduğunu soruşturduğu kitabıdır. O, belli bir insan için iyi olanla kent için iyi olanı aynı şey diye düşündüğü için, kent için iyi olanın ne olduğunu soruşturmayı amaca daha uygun görecektir. Böylelikle etik bir siyaset araştırması olacaktır. |
| 5 | Faydacılık | John Stuart Mill | Alfa Yay. | 172 |
“Faydayı ya da en yüksek mutluluk ilkesini ahlakın temeli olarak kabul eden bu öğreti, eylemlerimizi mutluluğun gelişimine yol açtığı oranda doğru, mutluluğun tersini ürettiği oranda da yanlış bulur. Mutluluk acının yokluğunu ve hazzı ifade eder; mutsuzluk ise hazzın yokluğunu ve acıyı. Şimdi, böylesi bir hayat teorisi pek çok zihinde, duygu ve amaç açısından en saygıdeğer olanların bazıları da dâhil olmak üzere katıksız bir nefret uyandırır. Bu görüşe karşı olanlar, hayatın —kendi ifadeleriyle— hazdan daha yüksek bir amacının olmadığını, takip edilecek daha asil bir arzu nesnesi barındırmadığını öne sürerek bunun tamamıyla aşağılık ve rezil, yalnızca domuzların layık olduğu bir öğreti olduğunu iddia ederler. Nitekim Epikuros’un takipçileri de geçmişte küçültücü bir şekilde domuzlarla karşılaştırılmış; erken dönemde ve modern zamanda faydacı öğretinin savunucuları Alman, Fransız ve İngiliz muhalifleri tarafından benzer biçimde haksız yakıştırmalara maruz kalmışlardır.” |
| 6 | Etik | Ioanna Kuçuradi | Türkiye Felsefe Kurumu Yay. | 195 |
Bu Etik, ilk yayımlandığı sıralarda etik sorunlarla uğraşmak bugün olduğu kadar moda değildi. Aradan geçen yirmi yirmi beş yılda etik, felsefede en çok uğraşılan alanlardan biri hâline gelmiş; çeşitli meslek etikleri dünyada olduğu gibi bizim ülkemizde de adeta bir patlama göstermiştir… |
| 7 | Etiğe Giriş | Annemarie Pieper | Ayrıntı Yay. | 288 |
İnsanlığın toplumsallaşma süreci içinde bu sürecin hem kurucu bir öğesi hem de sonucu olan eylem, davranış, tutum ve düşünceler; tarihsel dönemlerin ve sosyo-kültürel coğrafyaların farklılığına rağmen genel geçer ahlak değerlerine, norm ve ilkelere işaret eder. İktisadın ve teknolojinin her şeyi belirlediği, tek yönlü olarak salt kazancı artırmak üzere rasyonalize edilmeye endekslenen günümüz dünyasında, yarar hesapçılığının yıkıcı etkilerini yansıtan eleştirel bir aynaya ve özgürlük, eşitlik, adalet, hoşgörü gibi niteliksel değerlerin de hâlâ var olduğunu anımsamaya acilen ihtiyacımız var. İşte bir bilim, bir felsefi disiplin ya da öğretiler toplamı olarak anlaşılabilecek olan etik bize, evrensel ölçekte geçerli ahlaki değerlerin, ilke ve normların var olduğunu söylemekte; bunları sistematize edip insanın önüne koyarak buradan hareketle erdemli eylem, tutum ve tercihlerin türetilebileceğine dair güçlü bir umut vermektedir. |



