HESABIM
GİRİŞ YAP

Hoşgeldiniz! Hesabınıza buradan giriş yapabilirsiniz.



Yardım
ya da
YENİ HESAP OLUŞTUR

Bilgilerinizi girerek yeni bir hesap edinebilirsiniz.



Fazıl Soylu

İNSANCIL MARX'IN İNSAN TABİATI

 

            İnsan gelişiminin alanı zaman, insanın zamanının başlangıcı bilinç oluşumudur. Bilinci oluşturan ise insanın gelişimidir. Karl Marx'ın kuramının inşası bu temeller üzerinedir. İnsanı merkeze alan yaklaşımı ile Marx'ı -tartışmalı da olsa- tarihin büyük hümanistleri içerisinde ele almak isabetli olacaktır. Karl Marx şüphesiz düşünceleri günümüzde halen en çok tartışılan felsefecilerden biridir. Öldükten sonra geride bıraktığı Marksist öğreti birçok kesim tarafından yorumlanmış kendi kuram ve politikalarında ilham kaynağı olmuştur. Dünya tarihine yön veren ve ABD'nin ardından süper güç olan SSCB'nin Marksist öğretiden etkilenmediğini düşünmek olanaksızdır. Düşünceleri ve kuramı hakkında farklı pek çok sav ve görüşün dile getirildiğinden olacak ki Marksizim çoğu toplumda aslına aykırı olarak da yanlış anlaşılmıştır. Almanya'dan ABD'ye göç eden Erich Fromm ise yeni ülkesinde Marx'a dair yanlış anlaşılma ve bilgi kirliliğini ortadan kaldırmak için spesifik konular çerçevesinde Marx'ı savunmaya çalışmıştır. ''Marx'ın İnsan Anlayışı'' adındaki eser Marksist kuram ve Karl Marx'ın düşüncelerinin bir özeti değil bu düşüncelere yönelik haksız eleştirilere cevap niteliğindedir. Erich Fromm'un 1961 yılında kaleme aldığı 132 sayfalık eser Türkçeye ilk olarak 1992 yılında çevrilmiş olup 4. baskısını Say Yayınları tarafından 2016 yılında yayımlamıştır. Kaan H. Ökten'in çevirmenliğini yaptığı eser 8 bölümden oluşmakta ve oldukça anlaşılır sade bir dille kaleme alınmıştır. 

 

Kitabın yazılış amacı, içeriği ve konuların ele alınış şekline uygun olarak Marx'a dair doğru bilinen yanlış inanışlara son vermektir. Fromm söz konusu yanlışların çeşitli sermaye odakları ile kapitalist kişi ve kurumlarca desteklenmesinin kapitalist ekonomi sistemini benimseyen ülkelerin, ulusal çıkarlarına hizmet etmediğini ileri sürer. Gerçekten de bu ötekileştirme ve nefret politikası rakip sözde komünist devletlere, halklarına karşı kullanabilecekleri güçlü bir propaganda malzemesi vermekten başka işe yaramamıştır. Kitabın yazıldığı yılların soğuk savaş ortası olduğu düşünüldüğünde bu düşünce pek de uzak değildir. Marx'ın kasten çarpıtıldığı veya yanlış anlaşılmasının nedenleri arasında onun kuramlarını inşa ettiği eserlerin yabancı dillere çevrilmesinin ve hak ettiği değerin görülmesinde oldukça geç kalındığı da bir gerçektir. SSCB ve Çin komünizmi örnekleri de Marksizme dair yanlış bir algı oluşturmaktaydı ancak Marks'ı okuyup sağlıklı bir tahlile sokanlar bu iki ülkenin Marksist öğretiden ne denli saptığını ve Marx'ın komünizminden oldukça uzak olduğunu görür. Kurunun yanında yaş da yanar misali SSCB'ye yönelik öfke ve düşmanlıktan Marx ve öğretileri de nasibini almıştır.

 

Marksizim öğretisinin temeli deyince akla Marx'ın tarihsel maddeci yaklaşımı gelir. Onun maddeciliğini ne idealizm ne de salt materyalizm olarak göremeyiz. Onun felsefesi hem idealizmi hem de maddeciliği birleştiren bir gerçekliği tasavvur eder. Hegelin diyalektik yönteminden yararlanan Marx'ın esasen Hegel'den ayrılan önemli yanları vardır. En önemli farklarından biri şüphesiz tarihin ilerleyişi ve insanın gelişimine dair insanın etkisi hususundadır. Hegel tarihsel anlayışında insanı daha edilgen e önemsiz olarak ele alırken Marx'a göre insan hem kendi tarihinin yazarı hem de oyuncusudur. Hegel'i Marx'a göre daha mistisizme ve metafiziğe yakın görebiliriz. Örneğin bilinç konusunda da Marx ile ayrı düşerler. Hegel insan bilincini insandan bağımsız kendinden var olarak kaynaklandırırken Marx bunu sonradan kazanılan, insanın gelişmesi ile sahip olduğu bir kabiliyet olarak görür. Bununla birlikte elbette büyük benzerlikleri de vardır. Her iki düşünür de nesneyi bir oluşum ve sürekli bir hareket süreci olarak görür. Diyalektiğin doğasından kaynaklanan bu tutum Marx'ın toplumsal değişimdeki devinimin hareket noktasını oluşturur. Marx'ı Hegel’den ayıran önemli bir nokta da insan hayatını iktisadi ve sosyal açıdan ele almaktadır. Böylelikle pratikte insan hayatına dair girdilerin insanların duygu, düşünce ve bilinçlerindeki tezahürünü inceler. Bir nevi somutun soyuta etkisidir diyebiliriz. 

 

''Zor kullanmak, yeni bir topluma gebe olan eskimiş bir toplumun ebesi gibidir.'' Karl Marx bu sözü ile sınıfsal çatışmada nihai sonucun nasıl ortaya çıkacağını açıkça söylüyor. Toplumların geçirdiği değişimi incelerken kullandığı metot olan tarihsel diyalektik yaklaşımı ile şiddetin yerinin olduğu bunun sınıfsal çatışmaların nihai sonucu yeni yapıya geçişte zorunlu bir durak olarak zor kullanma adı altında var olacağını söyler Marx. Bunu sürekli bir zor kullanma ve baskı altında tutma olarak değilde devrim ve devinimdeki rolü icabı daha çok kabuk değiştirme olarak yorumlamak gerek.

 

Erich Fromm özne nesne ilişkisini ele alırken klasik görüşten oldukça farklı bir iddiada bulunur ve özne ile nesnenin ayrılmaz bir bütün olduğunu söyler. Dikkat edilmelidir ki bu iddiada bulunurken Marx'ın herhangi bir sözünü veya kitabını kaynak göstermemekte kendince bir akıl yürütme ile bu sonuca varmıştır. Marx ''Doğa insanın organik olmayan bedenidir'' diyerek insan ve doğayı bütünsel bir yaklaşım ile ele almıştır. Özneler nesneler ile etkileşime girerken onlarda değişime neden olur ve üretirler. Söz konusu üretim ile insan hem kendisini üretir hem doğasını değiştirerek özne ve nesne arasında bütünleşme söz konusu olur.  

 

Emek Marksist öğretide insanın kendi kendini gerçekleştirmesi ve ürettiği çıktıdır. İnsan ve doğa arasında gelişen etkileşim ve birbirleri üzerindeki değişimler emek aracılığı ile gerçekleşir. Buradaki emek kavramını insanlık tarihinde bilinç oluşumu ile başlatmak gerekir. Doğa ile insanın bir bütün olarak ele alan öğretiye göre doğayı emek ile değiştiren insan yalnız doğayı değiştirmek ile kalmaz aynı zamanda kendisini de değiştirir ve elbette gerçekleştirir. 

 

İnsanın kendini gerçekleştirebilmesi hususunda doğası gereği zorunluluk vardır aksi halde insan pasif ve alıcı bir yaşam şekline adapte olursa emeğine ve doğasına yabancılaşır. Marx bu durumu insanın varlığının doğasına yabancılaşması olarak görür. Sanayi devrimi ve iş bölümünün ortaya çıkması ile her ne kadar emeğin ürettiği bir nesne ve üretim söz konusu olsa da onu üretenden yabancılaşan ve bağımsızlaşan bir varlık haline gelir. Unutulmamalıdır ki üretim süreci çalışan insanlar için var olmalıdır çalışan insanlar üretim süreci için değil. Nesne ile özneyi bir tutan anlayışa göre bu durum insandan ona ait bir parçayı sökmeye ve onu kötürüm bırakmaya benzer. Fiziksel olarak gözle görülür bir hasar bırakmasa da insanlar zamanla ruhsal çöküntülere ve içsel çatışmalara sürüklenir ki bu da sınıf çatışmalarını doğurur. Emeğin yabancılaşması hemen hemen her tarihi devir de değişik oran ve biçimlerde görülse de kapitalist ekonomi ve toplum biçiminde had safhaya ulaşmıştır. Bu üretilen nesnenin kölesi haline gelme durumu ancak toplumun özgürleştirilmesi ile mümkündür. Kapitalist toplum düzeninde üretim araçlarına sahip olanlar ile olmayanlar arasında ortaya çıkacak çatışma sınıfsal mücadelenin taraflarını oluşturacak ezilen proletarya sınıfının bu düzene baş kaldırması ile sosyalist düzene geçiş sağlanacaktır.

 

Sosyalist düzen her ne kadar kapitalist toplum düzenine görece insan doğasına daha uygunsa da bu da komün toplum yapısına geçiş için geçici bir durak mahiyetindedir. Bahsi geçen sosyalist toplum biçimini yakın tarihteki sosyalist devletlerdeki düzenden ayrı düşünmek gerekir. Söz konusu devletler sosyalizm adı altında devlet merkezli kapitalist ve baskıcı bir düzen kurmuşlar insanın doğasına aykırı durum ve eşitsizlikler en emperyal toplumlardan dâhi daha kötü bir hâle gelmiştir. Karl Marx'ın sosyalizmi insanların emeklerine ve kendilerine yabancılaşmadığı doğalarına uygun bir yaşama sahip oldukları toplumsal yaşam formudur. Sosyalizmin hâkim olduğu toplum biçimine evrilebilmek için Marx'ın tarihsel diyalektik anlayışına göre günümüzdeki emperyal düzen olan kapitalist toplum düzeninin yıkılması gerekir. Bunun yolu ise ezilen sınıf proletarya ve işçi sınıfının emeğine yabancılaşmasının önüne geçilerek sağlanır ki devamı zaten gelecek ve özgürlük hareketi toplumun tümüne yayılacaktır. 

 

Marx’a göre dünyanın her yerinde var olan ve ezilen tüm işçiler birleşerek karanlığa bürünmüş insan doğasını aydınlığa çıkartacak özgürlük ateşini yakacaktır,  zira onların kaybedecekleri zincirleri dışında hiçbir şeyleri yok.

 

Sayfayı Paylaş :