HESABIM
GİRİŞ YAP

Hoşgeldiniz! Hesabınıza buradan giriş yapabilirsiniz.



Yardım
ya da
YENİ HESAP OLUŞTUR

Bilgilerinizi girerek yeni bir hesap edinebilirsiniz.



Yazan: Sude Erol | İstanbul Üniversitesi - Psikoloji, 3. Sınıf

İSTENCİN ÖZGÜR TERCİHİ ÜZERİNE

   İstencin Özgür Tercihi Üzerine; Augustinus’un özgürlük, kötülük problemi ve Tanrı’nın adaleti üzerine düşüncelerini ortaya koyduğu bir eserdir. Eser “Eğer Tanrı iyiyse, kötülük neden vardır?” sorusuna yanıt aramaya çalışmaktadır.  Augustinus, özgür irade kavramını Tanrı’nın mutlak iyiliği ve insanın günahkarlığı arasında köprü kurarak aktarmaktadır. Ona göre insan özgür bir iradeye sahiptir ve bu özgürlük Tanrı tarafından verilmiş bir armağandır. Peki gerçekten özgürlük bir armağan mıdır? Eylemlerimizi hatta kafamızın içinden geçen düşünceleri dahi iyi-kötü ayrımına sokarak seçmeye çalıştığımız; doğan sonuçlardan kendimizi, benliğimizi yargıladığımız ve başkaları tarafından, onların ahlak standartlarına göre, yargılanacağını bildiğimiz ve bundan korkarak yaşadığımız bir düzende özgürlüğün bize bahşedilmiş bir armağan olduğundan bahsedebilir miyiz? Augustinus ise burada bir ayrım yapmaktadır: Kötülüğün kaynağının Tanrı değil, insanın özgür seçimleri olduğunu aktarmıştır. Böylece hem Tanrı’nın adaleti korunmuş olur hem de insanın sorumluluk bilinci vurgulanmış olur. Tam da bu noktada içimden yükselen ses şu oldu: Tanrı’nın insanlığa bahşettiği bu özgür irade, içinde yalnızca iyilikleri mi barındırıyordu? Bu sorunun özgürlüğün tanımındaki doğurgusu; yalnızca iyi ve ahlaklı olanlarla dolu olan sonsuz bir seçimler çemberinden ibaret olduğuydu ki, Augustinus’un özgür irade anlayışı da Tanrı’ya yönelmiş bir yaşamdaydı. Yani insanın iradesi, Tanrı’nın iyiliği doğrultusunda şekillenirse gerçek anlamda özgür olacaktı. Burada özgürlük, keyfi seçim yapabilme kapasitesi değil, iyi olanı seçebilme kapasitesi olarak şekillenmektedir.

    “İstencin Özgür Tercihi Üzerine” aynı zamanda kötülük problemi üzerinden ahlaki bir sorumluluk anlayışı inşa etmektedir. Eğer insanlar iradelerine hakim olup doğruyu seçebilirlerse, toplumsal düzen de sağlanabilir. Bireyin kendi içinde başlayıp toplumun geneline yayılacak olan sorumluluk anlayışı, toplumsal etik yapısının inşasını sağlamaktadır.  Bu düşünce; günümüz hukuk sisteminde, bireysel sorumluluğun temel dayanaklarından biri olan “özgür seçim” kavramıyla da örtüşür. Augustinus’un fikirleri yalnızca teolojik alanla sınırlı kalmamış; etik, hukuk ve siyaset gibi farklı alanlarda da yankı bulmuştur. Viktor Frankl ise özgür seçim konusunda şunu söylemiştir: “İnsan her şey elinden alındığında bile son özgürlüğüne, bir duruma nasıl karşılık vereceğini seçme özgürlüğüne, sahiptir.”

   Özgürlük kelime anlamı olarak; herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya bağlı olmaksızın düşünme veya davranma şeklinde tanımlanır. İrade kelimesi, Arapça kökenlidir ve irada kelimesinden Türkçe’ye geçmiştir. İrada; istemek, arzulamak anlamını taşımaktadır fakat irade; bir şeyi yapıp yapmama konusunda kişinin kendi kendine karar verebilme ve bunu uygulama gücü anlamını almıştır. Arzularımız, filtrelerimizden ve yargılarımızdan bağımsız olarak var olurlar ve bizler farkındalık düzeyimize çıkan bir arzuyu, genel olarak irade sözcüğünü kullanabileceğimiz bir filtreye sokarak hayata geçiririz. Böyle yapmak durumundayızdır da şayet böyle bir filtreden geçmezse arzularımız, düzenden uzak bir yaşayamayışa hapsolmak mecburiyetinde kalırız. Jacques Rousseau’nun vurguladığı gibi: “Toplumun düzeni, bireylerin ortak iradesine bağlıdır.” Bu çerçevede, irade ve özgürlük kavramlarının birlikte kullanımının, birbirlerine tezat düştükleri sonucuna varılabilmektedir. Özgürlüğü, irade kavramının içerisinde yeniden ele alacak olursak, iyi ve ahlaklı arzularla dolu olan sonsuz bir seçimler çemberi içerisinde vereceğimiz karar yetisidir diyebiliriz. Tanımlanan gibi bir çemberi oluşmamış ve arzularını irade filtresinden geçiremeyen tüm insanların, mutlak düzen bozucular ve kötüler olarak nitelendirilmesi doğru olmayacaktır. Her ne kadar aralarında mutlak düzen bozucular ve kötüler varsa da Tanrı armağanlarını dağıtırken yoksun kalan bazıları olduğu düşünülmeli ve unutulmamalıdır.

Sayfayı Paylaş :