HESABIM
GİRİŞ YAP

Hoşgeldiniz! Hesabınıza buradan giriş yapabilirsiniz.



Yardım
ya da
YENİ HESAP OLUŞTUR

Bilgilerinizi girerek yeni bir hesap edinebilirsiniz.



Öğretmenim Hasan Ali YÜCEL

        Bu ayki kitap toplantımızın kitabı, her zaman olduğu gibi arkadaşlarımızın oylarıyla seçilen Mehmet BAŞARAN ‘ın “Öğretmenim Hasan Ali Yücel “ adlı biyografi eseriydi. Eğitime adanmış bir hayatın sahibi ,köy enstitülerinin mimarı ve özellikle çeviriye verdiği önemle Cumhuriyet tarihimize damga vuran Hasan Ali YÜCEL’in biyografisinin sunumunu arkadaşımız Büşra ERTAV gerçekleştirdi. Kendisine başarılı sunumu için çok teşekkür ederiz.

Kitabın Adı: Büyük Aydınlanmacı Öğretmenim Hasan Ali Yücel

Yazar: Mehmet Başaran

Sayfa Sayısı: 211

Yayınevi: İş Bankası Kültür Yayınları

Basım: 4. Basım Ekim 2017

   Yazar Bilgileri

Mehmet Başaran, 25 Nisan 1926 tarihinde Kırklareli'nde doğmuş, 27 Haziran 2015'te ise İstanbul'da vefat etmiştir. Köy edebiyatı hareketinin şiirdeki temsilcilerinden biri olan şair aynı zamanda eğitimci ve yazardır. Kepirtepe Köy Enstitüsü'nü ve Hasanoğlan Köy Yüksek Enstitüsü'nü bitirmiştir. Köy Enstitüsü öğretmenliği, gezici başöğretmenlik, ilkokul öğretmenliği ve Türkçe öğretmenliği yapmıştır. İlk şiiri Köy Enstitüleri Dergisi'nde yer alan şairin birçok önemli dergide şiirleri yayımlanmıştır. Şiirlerine toplumcu düşünceyi didaktizme düşmeden sindirmeyi başarmıştır. Tema olarak direnme ve umut temalarını iç içe işlemiştir. 1970 yılında TRT Sanat Ödülleri Yarışması başarı ödülünü, 1979 yılında Orhan Kemal Roman Armağanı'nı kazanmıştır.

   Hasan Ali Yücel

17 Aralık 1897'de İstanbul'da doğmuş ve 26 Şubat 1961'de İstanbul'da vefat etmiştir. Öğretmen, eski Milli Eğitim Bakanı ve Köy Enstitülerinin kurucusudur. 28 Aralık 1938 ve 5 Ağustos 1946 tarihleri arasında Milli Eğitim Bakanlığı yapmıştır.

    Ailesi ve Toplumsal Çevre

Babası Ali Rıza Bey, annesi Neyire Hanımdır. Soyu, baba tarafından Giresun Görele'nin Daylı Köyü'nden Ömer Efendi'ye, anne tarafından (III. Selim zamanında yaşamış) Kaptan İsmail Tosun Ağa'ya kadar uzanır. Tek çocuktur ve geniş bir çevrede büyümüştür. Ailesi ekonomik olarak iyi durumda denilebilir.

    Okul Yılları

Hasan Ali Yücel, 1901 yılında dört yaşında Laleli'deki Yolgeçen Mektebi'ne kaydedilir. Altı yaşlarında ailesi, Gümüşsuyu'nda yaptırdığı yazlık köşke taşınır. O da Topkapı Semti'nde bulunan Taş Mektep'e yazdırılır. 1906 yılında, dokuz yaşındayken Mekteb-i Osmani'ye gönderilir. Burada ilgisini çeken yeniliklerle karşılaşmıştır; örneğin, yazı tahtasını, haritaları ve sıraları görür; sınıf ortamıyla tanışır. Beş yıllık bu okulu 1911'de pekiyiden de üstün bir derece (Aliyyülala) ile bitirir.

Mekteb-i Osmani'den sonra, Hasan Ali için Vefa İdadisi dönemi başlar, "İntikam Olsun" başlıklı ilk yazısını burada öğrenciyken yazar; "Mektepli" dergisinin açtığı yarışmaya katılır, 17 Ekim 1913'te yayınlanır. Son sınıftayken, Birinci Dünya Savaşı nedeniyle askere alınır ve bu nedenle okula ara vermek zorunda kalır. Önce asteğmen sonra teğmen olarak toplam üç buçuk yıl askerlik yapar, 2 Aralık 1918'de terhis edilir.

Hasan Ali, askerlik sonrası öğretimini Darülfünun'da tamamlama imkânı bulur. Liselerin son sınıfında okurken askere alınan gençlere böyle bir imkân tanınmıştır ilk önce Hukuk Fakültesi'ne kayıt yaptırır. Aynı zamanda da İfnam gazetesinde çalışır. Türk Sesi gazetesinin kurucuları arasında yer alır. Ancak hukuk öğretimini, dersteki yöntemi yüzünden tartıştığı hocası Celalettin Arif Bey'e kızgınlığı nedeniyle yarıda bırakmak zorunda kalır. Edebiyat Fakültesi'nin Felsefe Şubesi'ne kaydolur. Artık Cağaloğlu'ndaki Darülmuallimin-i Aliye (Yüksek Öğretmen Okulu)'nin öğrencisi durumundadır. Hasan Ali, Darülmuallimin-i Aliye'den "Ruh ve Beden" üzerine yaptığı tez niteliğindeki otuz sayfalık bir çalışmasıyla 1921'de mezun olur.

     Köy Enstitüleri'nde Hasan Ali Yücel'in Yeri

Hasan Ali Yücel zamanın şartlarına bağlı olarak köydeki sıkıntıların farkındadır ve bunu çözmeyi kendisini dava haline getirmiştir. Köylülerin ve köylü çocukların eğitilmesi ve sorunların çözüme kavuşması için yapılan çalışmaların yetersiz olduğunu fark etmiş ve Köy Enstitüleri'nin açılması için elinden geleni yapmıştır. 17 Nisan 1940'ta meclise getirilen Köy Enstitüleri Kanun Tasarısı görüşmesi sırasında mecliste birçok eleştiriye maruz kalmıştır. Bunların başında kız ve erkeklerin bir arada eğitim görmesi, bu kurumların köy ve şehir ayrımını artıracağı, köylülerin parasız çalıştırılarak istismar edileceği gibi eleştiriler gelmektedir. Hasan Ali Yücel tüm bu eleştirileri yanıtlamış ve asıl amacın köy ve şehir arasındaki farkı azaltmak olduğunu vurgulamıştır.

Hasan Ali Yücel Köy Enstitüleri kurulduktan sonra Enstitülerin işleyişi ve devamı için birçok çalışma yürütmüştür. Enstitülerin geliştirilerek belli sisteme oturtulması amacıyla 19 Haziran 1942’de Köy Okulları ve Enstitüleri Teşkilatlandırma Kanunu kabul edilmiştir. Bu Kanun ile Enstitülerin teşkilat yapısı, köy eğitmen ve öğretmenlerinin görevleri, okullara kabul ve devam, ders programları, öğrencilerin ders araç gereçleri ile okul yapımı ve onarımı gibi konular bütün ayrıntıları ile bir düzenlemeye tabi tutulmuştur. Enstitülerin ilk resmi öğretim programı ise 1943 yılında yayımlanmıştır. Bu programa göre, ilkokulu bitiren çocuklar sınavla Köy Enstitülerine alınmışlar ve karma eğitim uygulanmıştır. Beş yıl süren öğretim döneminin yarısı kültür derslerine, dörtte biri tarım dersleri ve çalışmalarına, dörtte biri de teknik derslere ayrılmıştır. Eğitim-öğretim programları enstitünün bulunduğu çevrenin ihtiyaçlarına ve koşullarına göre, klasik okullarda yer alan ezbercilik yöntemi yerine, yaparak ve yaşayarak öğrenme ilkesi benimsenmiştir. Kanunun onaylanmasından sonra, 1942-1943 öğretim yılında, Köy Enstitülerine öğretmen, bölge okullarına yönetici, gezici başöğretmen, ilköğretim müfettişi ve kesim müfettişi yetiştirmek amacıyla Hasanoğlan Köy Enstitüsü bünyesinde Yüksek Köy Enstitüsü açılmıştır. 1940 yılından itibaren sırayla, 1940’da Adana-Haruniye-Düziçi, İzmit-Adapazarı- Arifiye, Antalya-Aksu, Balıkesir-Savaştepe, Isparta-Gönen, Kars-Cılavuz, MalatyaAkçadağ, Kayseri-Pazarören, Samsun-Ladik-Akpınar, Trabzon-Beşikdüzü, 1941’de Konya-İvriz, 1942’de Sivas-Yıldızeli, Erzurum-Pulur, 1944’de Aydın-Ortaklar, Diyarbakır-Ergani-Dicle, 1948’de Van-Ernis Köy Enstitüleri olmak üzere 21 Köy Enstitüsü kurulmuştur.

Köy Enstitüleri'nde 15.000 dönüm tarla tarıma elverişli hale getirilmiş ve 750.000 yeni fidan dikilmiştir. Ayrıca 150 büyük inşaat, 60 işlik, 210 öğretmen evi, 20 uygulama okulu, 36 ambar ve depo, 48 ahır ve samanlık, 12 elektrik santrali, 16 su deposu, 12 tarım deposu, 3 balıkhane yapılmıştır. Sulama kanalları oluşturularak enstitü öğrencilerinin uygulamalı eğitim yaptığı çiftliklere sulama suyu öğrenciler tarafından getirilmiştir.

Kapatıldığı zamana kadar olan sürede Köy Enstitüleri'nde içlerinde çok önemli yazar ve düşünürlerin olduğu 1308 kadın ve 15.943 erkek toplamda 17.251 köy öğretmeni yetişmiştir. Türkçe, Matematik, Fizik, Tarih ve Yurtttaşlık Bilgisi gibi kültür derslerinin yanında Ziraat Dersleri ve Çalışmaları, Teknik Ders ve Çalışmalar gibi uygulamalı derslere de yer verilmiştir. Ayrıca sanat dersleri de yer almakta ve Köy Enstitüleri'nde birçok müzik enstrümanları yer almaktadır.

1946 yılına gelindiğinde, Cumhuriyet Halk Partisi’ne muhalif olarak, Demokrat Parti’nin kurulması ve çok partili hayata geçme çabaları ile ülkenin siyaset çevresi değişmiştir. Dönemin siyasetçileri Köy Enstitüleri'ni bir tehlike olarak görmüş ve ırkçı ve komünist insanlar yetiştirdiği iddiaları ortaya atılmıştır. Hasan Ali Yücel Köy Enstitüleri'nin de diğer kurumlar gibi değiştirilebilecek ve geliştirilebilecek yönleri olduğunu kabul etmiş fakat komünistlik gibi bazı kişilerin olumsuz propagandalarıyla öne çıkan iddiaları reddetmiştir. Dönemin siyasetçilerinin birtakım suçlamaları ve Köy Enstitüleri'nin kurulmasında önemli adımlar atan siyasetçilerin tutarsız tutumları sonucunda Köy Enstitüleri kapatılmıştır. Sonuç olarak Köy Enstitüleri kısa süre faaliyette olmalarına rağmen Türk eğitim sistemine önemli katkılarda bulunmuştur. Toplum tabanını oluşturan köyün iktisadi, zirai, kültürel, sosyal ve teknik gibi pek çok alanda gelişme ve ilerlemesini sağlaması dolayısıyla hiçbir kurum Enstitüler gibi çok boyutlu olmamıştır. Enstitülerin bu başarısında, Hasan Ali Yücel’in bu kurumlar dolayısıyla uğradığı şiddetli muhalefete rağmen yılmadan usanmadan çalışmasının da payı büyük olmuştur.

     Milli Eğitim Bakanları İçerisinde Hasan Ali Yücel'in Yeri ve Önemi

Hasan Ali Yücel Darülfünun'da Hukuk eğitimini bitirmeden, Felsefe bölümüne ve Yüksek Öğretmen Okuluna devam etmiştir. Yani her şeyden önce bir eğitimcidir. Özellikle Milli Eğitim Bakanlığı kadrosunda eğitimden anlayan ve eğitime değer veren, eğitime dair sorunları ve eksiklikleri anlayan ve alternatif çözüm üretebilen kişilere ihtiyaç oldukça fazladır.

Hasan Ali Yücel tam da bu özellikleri taşıyan ve meslek yaşamında hayata geçiren bir aydındır. Bakanlığı döneminde Birinci ve İkinci Maarif Şuralarını toplamış yıllarca sürecek ve eğitime katkı sağlayacak bir geleneği başlatmıştır. Spor, felsefe, coğrafya gibi birçok alanda kongreler ve kurullar toplamıştır.2 Mayıs 1939’da Birinci Türk Neşriyat Kongresi’ni toplamış olan Yücel döneminde, yayın faaliyetleriyle ilgili önemli kararlar alınmış ve uygulanmıştır. Özellikle tercüme alanında birçok çalışmalar yapmış ve değerli ansiklopedileri eğitime kazandırmıştır. Özellikle ilköğretim ve Köy Enstitüleri için yaptığı çalışmalarla eğitimin içinden gelen ve sorunları samimiyetle çözmeye çalışan bir Bakanın neler yapabileceğini ortaya koymuştur.

İstanbul Üniversitesi Eğitim Fakültesi de adına Hasan Ali Yücel Eğitim Fakültesi olarak kurulmuştur.

Büyük Aydınlanmacı Öğretmenim Hasan Ali Yücel-Mehmet Başaran Kitap İncelemesi

Kitap 2009 yılında Mehmet Başaran tarafından Hasan Ali Yücel'in bir biyografisi olarak yazılmıştır. Sırasıyla Büyük Aydınlanmacı, Bakan Yücel, El Koyduğumuz Dava, Özgürleşme Eylemi Köy Enstitüleri, Enstitülerin Kapatılması Ya Da Karşı Devrim Süreci ve Sonuç olmak üzere toplamda 6 bölümden oluşmaktadır.

Kitap Mehmet Başaran'ın Hasan Ali Yücel ile tanışması ve neden ona öğretmenim dediğini açıklamasıyla başlamaktadır. Kitapta Hasan Ali Yücel'in Köy Enstitüleri'nin kurulması, işleyişi ve kapatılması sürecinde yaptığı çalışmalar anlatılmakta ve okurlara Hasan Ali Yücel'in kişiliği ve karakteri hakkında önemli bilgiler sunulmakta ve dönemin siyasi havası oldukça açıklayıcı şekilde yansıtılmaktadır.

Hasan Ali Yücel'in Köy Enstitüleri'nin açılması ve yayılmasında çok önemli çalışmaları olmuştur. Dönemin İnönü gibi önemli siyasetçilerinden başta büyük destek gören bu çalışma aynı zamanda politiklerin belli bir kesimi tarafından muhalefete maruz kalmıştır. Köy Enstitüleri yalnızca köy okulları ya da öğretmen okulları değildir. Köydeki çocukların yaparak yaşayarak öğrendiği, öğrendiği bilgileri köy halkına aktardığı ve marangozluk, terzilik, ziraat gibi birçok uygulamalı derslerin bulunduğu bir enstitüdür. Köy Enstitüleri'nde özellikle okuma çalışmalarına çok büyük önem verilmiştir. Hasan Ali Yücel bakanlığı boyunca birçok önemli tercüme çalışmaları olmuş 500 civarı eser tercüme edilmiş ve bu okullarda da okutulmuştur. Kitapta bu önemli çalışmalar ve enstitülere bakış açısı bizzat bir enstitülü tarafından yapıldığından kitap okurlara farklı bir bakış açısı sunmaktadır.

Kitapta Hasan Ali Yücel'in bazı yazışmalarının orijinal hallerinin ve dönem fotoğraflarının yer alması dönemin havasını yansıtmak açısından başarılıdır. Hasan Ali Yücel'in yazdığı şiirlerin ve deyişlerin yer alması onu sadece bakan olarak değil aynı zamanda bir şair olarak da değerlendirebilmemize olanak sağlamaktadır. Hasan Ali Yücel her zaman doğrunun yanında olmuş, hakkında çıkan iftiralara rağmen edebini bozmamış, eğitim sistemi ve ülkesi için en iyi olduğuna inandığı dava hakkında uğraşmış biri karakterdir ve etkileri yadsınamaz. Kitapta aynı zamanda Köy Enstitüleri'nin kurulmasında emeği büyük olan İsmail Hakkı Tonguç'tan da yer yer bahsedilmektedir.

Yazar dönemin siyasi çehresinden de oldukça geniş bahsetmektedir. Köy Enstitüleri kurulurken destek olan siyasetçilerin daha sonrasında propaganda ve arkası boş iddialarla kapatılırken bilerek sustuklarını ve bu enstitülerin siyasette oy kazanılmak için kullanıldığını anlatan yazar dönemin siyasi havasını oldukça iyi yansıtmıştır. Köy Enstitüleri kapatıldıktan sonra yapılan 60 darbesi ve darbenin sonrasında yazarın ve dönemdeki kişilerin darbeye bakış açısı da kitapta yansıtılmıştır.

    Kitap Hakkındaki Görüşlerim

Mehmet Başaran tarafından yazılan kitap anlaşılır bil dil ile yazılmıştır. Kitapta herhangi bir yazım hatasına da rastlanılmamıştır. Hasan Ali Yücel'in biyografisi olarak yazılan bu kitapta Yücel'in bakanlık dönemi ve yaptığı işler, şair ve öğretmen yönleri, kişiliği ve karakteri hakkında oldukça tatmin edici bilgiler yer almaktadır. Ayrıca Yücel'in kendi ağzından yazı ve şiirleriyle onu daha yakından tanımamıza olanak sağlamaktadır. Yazar dışında başka kişilerin de Yücel hakkında bazı düşüncelerine yer verilmiştir.

Eleştirilerime gelecek olursam bir biyografi olarak yetersiz bulduğumu söyleyebilirim. Yücel'in çocukluk yılları, ailesi, toplumsal çevresi, öğrenim hayatı hakkında yeterli bilgi bulunmamaktadır. Daha çok yetişkinlik döneminde yaptığı işlerden bahsedilmiştir. Ayrıca kitap 6 bölümden oluşmakta olsa da bölümler arasında bir düzenleme, kategorize bulunmamaktadır. Bilgiler oldukça dağınık şekilde yer almaktadırlar.

Kitapta en etkilendiğim bölüm ise Hasan Ali Yücel'in bir söyleminde yer alan ve kitapta birkaç noktada değinilen "doğruları bir kuşun ötmesi gibi söyleyebilmek" ve "iğrenmeden kirleri temizlemek"deyişleri olmuştur.

Kaynakça

Başaran, M. (2009). Büyük Aydınlanmacı Öğretmenim Hasan Ali Yücel. (4.Baskı)  İstanbul: İş Bankası Kültür.

Kalyoncuoğlu, Z. (2010) Köy Enstitüleri'nde Hasan Ali Yücel'in Yeri Folklor/Edebiyat 16(4) 237-244

https://tr.wikipedia.org/wiki/Hasan_Âli_Yücel

https://tr.wikipedia.org/wiki/Köy_enstitüsü

https://tr.wikipedia.org/wiki/Mehmet_Başaran

http://keeaum.sdu.edu.tr/tr/koy-enstituleri/hasan-ali-yucel-3039s.html

Köy Enstitüleri Belgeseli

     Boğaziçi Ünv. Endüstri Mühendisliği  2. Sınıf öğrencisi Furkan BAŞKAN arkadaşımızın değerlendirmesi ise gerçekten birçok kitap eleştirmenine taş çıkaracak kadar başarılı ve yerindeydi…

BÜYÜK AYDINLANMACI ÖĞRETMENİM HASAN ALİ YÜCEL KİTAP DEĞERLENDİMESİ

    İyi bir öğretmen bir öğrencinin çocukluk çağındaki en büyük şanslarından biridir. Okumayı, araştırmayı ve bilmeyi aşılayan bir öğretmen, öğrencilerinin hayatına pek çok açıdan tesir eder ve onların karakterlerinin oturmasında kilit bir rol oynar. Dolayısıyla iyi bir öğretmen öğrencilerinin gözünde bir kahraman, bir rol modeldir. Büyük Aydınlanmacı Öğretmenim Hasan Ali Yücel kitabına başlarken ben de bir yazarın öğrencilik yıllarında kendisine rol model olarak seçtiği öğretmeniyle arasında geçen sıcak anılardan ve anımsamalardan oluşan keyifli bir biyografi okumayı ümit ediyordum. Nitekim ilk sayfalar da benim bu beklentimi karşılar nitelikteydi. Ne yazık ki kitabın geri kalan kısmının çoğunluğu için benzer cümleleri sarf edemeyeceğim.

    Köy enstitülü bir öğrenci olan Başaran ile dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel arasındaki içten muhabbetin ve hoş anıların kitabın devamında karşımıza pek sık çıkmadığını söylemek yanlış olmaz sanıyorum. Bana göre kitap ekseriyetle bir biyografi niteliği taşımaktan ziyade ideolojik bir görüşü savunmak ve haklılığını belgelemek gayesiyle yazılmış bir teze daha yakın bir konumda duruyor.

    Büyük Aydınlanmacı Öğretmenim Hasan Ali Yücel bana kalırsa Hasan Ali Yücel’i anlatmak için değil köy enstitülerinin kapatılması başta olmak üzere ülkenin sağ ve muhafazakar kesiminin gerçekleştirmiş olduğu yazara göre irticai olan pek çok eylemin yanlışlığını Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç üzerinden kanıtlamak için yazılmış bir düşünce yazısı. Özellikle yazar Mehmet Başaran’ın kullandığı rahatsız edici üslup ve edebi kaygının önüne geçmiş, kitaptan alınan hazzı minimuma çeken ideolojik baskınlık eserle arama bir duvar örmeme neden oldu. Eğitim aşkıyla yanan bir öğretmenin, üstelik zor dönemlerde büyük görevler üstlenmiş bir öğretmenin, ilham verici hikayesiyle karşılamayı ümit ederken toplumun bir kısmının şucu, bucu, gerici, dinci ve yobaz olarak yaftalandığı satırlar arasında dolaşmak ve edebiyat aramak beni son derece yordu. Metinde bu tarz yaftalar ve ithamlar o kadar sık kullanılmış ki bu tutum, ondan tat almayı en azından benim için imkansız hale getiriyor. Çok partili sistemden yakınan bir cumhuriyetçinin diğer sözlerini gerçekçi ve samimi bulmak, sunduğu belgelere, delillere itibar etmek benim kendime olan saygıma zarar verir.

    Bir zihniyet tahayyül edin ki kendini cumhuriyetçi ve demokrat olarak nitelesin, aydın olduğunu iddia etsin, Avrupai anlamda bir eğitim ve düşünce sistemi inşa etmeyi amaçlasın; lakin çoğunluğun oylarını alarak göreve gelmiş, seçilmiş bir hükumete ve başbakana yapılan darbeyi kınayıp ayıplayacağına bu saçmalığa destek çıksın ve onu bir bayram gibi kutlasın. Şimdi sorarım; aklı ve vicdanı hür, objektif, akılcı, Avrupai bir cumhuriyetçiye yakışan Voltaire vari bir biçimde düşüncelerine katılmasa dahi herkesin düşüncelerini özgürce söylemesinden yana olmak mıdır, yoksa benim fikrimi paylaşırsan yaşamaya hak kazanırsın şeklinde ortaçağ skolastik kilisesini andıran düşüncelere sahip olmak mıdır? Köy enstitülerinin kapanmasından ve ıslahından bu derece rahatsız olan birisi nasıl olur da ülkedeki yüzlerce medresenin kapatılmasına göz yumabilir? Hatta göz yummak şöyle dursun bunu nasıl destekleyebilir? Ortada birçok yanlış uygulama varken faturayı yalnız bir partiye ve kesime mal etmek hangi mantık çerçevesine sığar, nasıl bir aklın ürünüdür? Hocasına atıldığını iddia ettiği iftiralardan yakınırken ve enstitülü arkadaşlarının  fişlenmesinden dert yanarken bir insan, üstelik kendini bir aydın olarak gören bir insan, başka kesimleri yaftalayıp aynı ayrımcılığı ve bölücülüğü kendisi tekerrür edebilir, hatta körükleyebilir? Sırf din eğitimi verdiği için ilahiyat fakülteleri çağ dışı olarak nitelenebilir mi? Toplum içinde dipdiri ve dinamik olan dinin çağın dışında kabul edilmesi hem trajik hem komiktir.

   Türkler tarihin her safhasında iradeye hükmeden, aleme nizam veren, medeniyetin beşiği olan ülkeler ve imparatorluklar kuran bir millet olmuştur. En ufak bir kuşku yoktur ki Osmanlı İmparatorluğu da yalnız bizim aziz milletimizin değil, insanlık tarihinin en azametli ve medeni devletlerinin başında gelmektedir. Oysa Mehmet Başaran kitabında Osmanlı medeniyetini ve medeniyetinin getirdiklerini karanlık ve gericilik sayarak yalnız Tanzimat Dönemini bir miktar tenzih etmiş. Asırlarca dünyaya medeniyeti öğretmiş Türk milletinin ancak Türkiye Cumhuriyeti zamanında medeniyetle yeni yeni tanışıyor olduğunu belirtmiş. Ne hazindir ki kendi aydınlarımız dahi kendi büyüklüğümüzü takdir etmekten uzak.

    Mehmet Başaran’ın kitabında merkez mesele olarak ele aldığı köy enstitülerinin kapatılması mevzusunda haklılığı veya haksızlığı ile alakalı derin ve ayrıntılı bir malumata sahip değilim. Lakin şunu söylemek istiyorum ki bu konuda haklı bile olsa, eserindeki düşünce tarzı ve üslubu maalesef haklılığının önüne geçmiş bir vaziyette. Bu durum süslü cümleler ile kitabı övmemi olanaksız hale getiriyor. Şimdi bana denilebilir ki kitabın bütününde anlatılan konudan uzaklaşıp sübjektif değerlendirmelerde bulunuyor ve esas mevzuyu kaçırıyorsun. O halde ben de diyebilirim ki beni konunun içine çekmek ve aklımı harici meselelerden uzak tutmak yazarın mesuliyetidir. Burada maksadım salt olarak yazarı eleştirmek değil, kendisinin yazdıkları arasında bulduğumu sandığım çelişkilerin esere yoğunlaşmayı, ondan tat almayı benim için ne derece zor bir hale getirdiğini anlatmaktır. Yoksa muhtemeldir ki entelektüellik bakımından kendisinin ayakları benim başımın üstündedir.

   Sonuç olarak, vakfımızla tevessül ettiğimiz yaklaşık bir buçuk yıllık okuma etkinliğinde  karşılaşmış olduğum en zayıf kitabın ne yazık ki Hasan Ali Yücel biyografisi olduğunu söyleyebilirim. Bir okur olarak en sevdiğim tür olan biyografi türünde daha edebi, daha felsefi, daha çok ilham veren bir eser ile karşılaşmayı ne çok isterdim. İnsanların düşüncelerine göre ‘-cılar’, ‘-cular’ olarak tasnif edilmediği, darbelerden tahakkümlerden hür vicdanlı her bireyin eşit ölçüde rahatsızlık duyduğu bir ülkede ve dünyada yaşamanın dileğiyle…

 

    Kitabın yazarı ile okuyucuyu bir sahilde sohbet eden iki arkadaş olarak kurgulayarak , eleştiri türüne yeni bir boyut kazandıran İstanbul Medeniyet Ünv. Hukuk Fakültesi 1. Sınıf öğrencisi Hüseyin SARIKAYA arkadaşımızın keyifli yazısını mutlaka okumanızı öneririz. Kendisine çok teşekkür ederiz.

ÖĞRETMENİM HASAN ALİ YÜCEL

       Henüz daha yeni tanıştığınız bir arkadaşınızla sahile doğru yürüyorsunuz. Yolda birbirinizi daha yakından tanımaya çalışıyorsunuz. Bu arada gözünüz sahilin en güzel manzaraya sahip yerini bulma çabasında. Hemen gözünüze bir yer ilişiyor. Oraya doğru hızlıca yürüyüp en güzel yeri kapıyorsunuz. Konuştukça konu konuyu açıyor. Yeni tanışmışsınız ama birbirinize karşı garip bir güven hissediyorsunuz. Arkadaşınız size daha çok ısınmış olacak ki yavaş yavaş konu hayat hikâyelerine geliyor, başlıyor anlatmaya:

      Hani hepimizin hayatında dönüm noktaları vardır ya, kimimiz bu dönüm noktalarında yapayalnız tek başınayızdır, kimimiz ise çok şanslı. O dönüm noktalarında bize el uzatan, ne yapacağını bilmeyen o şaşkın bakışlı gözlerimizi bir anda umut ışığına çeviren insanlar... İşte ben o şanslı insanlardanım, ''CANIM ÖĞRETMENİM HASAN ALİ.''

    “5 kardeştik biz. Evin tek okuyanı bendim. Hemen okulu bitirip öğretmen olup aileme bakmalıydım. Enstitüyü bitirdim. Memlekete döneceğim günün hayalini kurarken öğretmenler kurulu Hasanoğlan Yüksek Enstitüsü’ne gidenlere beni de katmış.” İlgi çekici bir hikâyenin sizi beklediğini hissedip arkadaşınızı pür dikkat dinlemeye başlıyorsunuz:

    “Enstitü’nün ilk öğrencilerindeniz. Bir gün Milli Eğitim Bakanı’nın geleceğini söylediler. Okula Milli Eğitim Bakanı gelecek ve onu göreceğiz diye heyecan, coşku, merak... Benim aklım ise evdeki iki kız kardeşimde. Onların okuyabilmesini o kadar çok isterdim ki…

    Bakan geldi. Coşkulu bir karşılama yapıldı. Enstitüde okuduğum şiirler çok sevilirdi. Çağırdılar beni, bakanın karşısına çıkardılar. O kadar heyecanlanmıştım ki karşısında tutulup kaldım. Unutmuştum sözleri. Hemen biri bana sözlerin yazıldığı kağıdı getirdi, oradan devam ettim. O an çok utanmıştım, oradan kaybolmak istedim. Şenlik bitince hemen ortadan kaybolmaya çalışırken bakan beni yanına çağırdı. O kadar babacan biriydi ki benimle sohbetinden anladım. O an bizlere ne kadar değer verdiğini gözlerindeki sevgiden görüyordum.”

   Yazarımız bu sıcakkanlılıkla anlatmaya başlıyordu Hasan Ali Yücel'i. Sahildeki sohbet hiç bitmesin geceye kadar sürsün istiyorsunuz ama çok geçmeden hayal kırıklıklarınız başlıyor. Neredeyse her sayfada Köy Enstitüleri’nin faydaları, bir komplo ile kapatıldığı, onu kapatan zihniyetin bu ülkeyi geriye götürdüğü vb. şeylerin sürekli tekrarını görüyorsunuz. O kadar çok tekrara düşüyor ki bir yerden sonra aynı cümlenin başka sayfaya direkt kopyalandığını görüyorsunuz.

   Türkiye Cumhuriyeti kurulmuş, bir milleti yeniden ayağa kaldırma fikriyle bir sürü reformlara imza atılmıştı. İstenilen sonuca bir türlü ulaşılamıyordu. Hasan Ali Yücel, İnönü'ye Köy Enstitüleri kurma fikrini kabul ettiriyor, ülkede kritik noktalar tespit edilerek işleyişiyle adeta çağdaş eğitim kentleri inşa ediliyordu.

    Köy Enstitüleri’nin ülkemize olan faydaları yadsınamaz bir gerçek fakat yazarımızın hem Köy Enstitüleri’nde okumuş olması hem de Köy Enstitüleri’nin Hasan Ali Yücel’in mirası olduğunu düşündüğü için sadece bir fikrin bilinçsizce karşı tarafa empoze edilmeye çalışıldığını görüyoruz. Hasan Ali Yücel'i, daha yakından tanıyacağımızı umarken birden yazarın bir parti sözcüsü, fanatiği, hiçbir şeye toz kondurmayan, olaylara tek taraflı bakan, sadece düşüncelerini karşı tarafa kabul ettirme amacında olduğunu hissediyoruz. Örneğin, Köy Enstitüleri ile ilgili mecliste sorulan sorularla ilgili ''onlara gereken yanıtlar verildi elbet''(s.159) diyerek okuyucuda “Ne gibi yanıtlar, neden yanıtların üzerinde durulmadı?” diye soru işaretleri oluşuyor. Okuyucuya, yazarın konuyu daha fazla uzatmak istemediğini belki de bu yüzden orada noktaladığını düşünmeye sevk ediyor.  Okuyucu yazara, yazarın yaptığı gibi önyargılı yaklaşmamaya çalışıyor fakat ilerleyen sayfalarda görülüyor ki yazar bir siyasetçi gibi açık yakaladığı yeri sayfalarca uzatırken, enstitüler ile ilgili eleştirileri hemencecik geçiyor. Kim bilir belki yazarımızda da siyasetçilerdeki gibi kıvrak zekâ vardır.

    Yazarımız, “Cumhuriyet kazanımları oy pazarına sürüldü, toplum elli yıl geriye götürüldü.”diyerek halkın henüz oy kullanacak, doğru seçim yapacak kapasitesi olmadığını mı söylemek istiyordu bilinmez ama darbe sayesinde halkın hatasından dönüldüğünü söyleyerek demokrasiye olan bakış açısını gözler önüne seriyordu.

    Hasan Ali Yücel'i bulmayı beklerken bir ideoloji savunucu arkadaşımın yanından hızlıca kalkıp arkama bile bakmadan uzaklaşıyorum. Bazen ilk sayfalarda kendimizi bulduğumuzu hisseder, yazarı evimizde, sahilimizde, bahçemizde misafir ederiz. İlerleyen sayfalarda yazarın sığ bakışını gördükçe önce kendimizi sorgulamaya başlarız “Acaba bende mi böyle biriyim?” diye. Sonra yazarın o kadar çok abarttığını düşünürüz ki bu kadar da olmaz deyip oradan uzaklaşmak için can atarız.

     Kitabımızı bölüm bölüm ele alarak değerlendiren İ.Ü. İngilizce İktisat 2. Sınıf öğrencisi arkadaşımız R. Ozan ŞAHAN ‘a da bizi aydınlattığı için çok teşekkür ederiz.

Öğretmenim Hasan Ali Yücel - Kitap Değerlendirmesi

     Hasan Ali Yücel yakın tarihimiz olan cumhuriyet tarihinin önemli isimlerinden biridir.  Eski bir milli eğitim bakanı olan Yücel, yoğun devrim sürecinin olduğu tek parti döneminde bakanlık yapmıştır. 1897 yılında İstanbul’da doğan Yücel’in çocukluğu ve gençliği imparatorluğun çöküş yıllarına denk gelmiştir. Öğrenimini önce Vefa Lisesi’nde sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nde yapmıştır. Mezun olup bakanlıkta uzun yıllar çeşitli görevlerde bulunduktan sonra önce milletvekilliği daha sonra da bakanlık vazifelerinde bulunmuştur. Çok partili hayata geçişten sonra ise aktif siyasetten ayrılmıştır. Kitap incelemesine gelecek olursak, kitap altı bölümden oluşmaktadır. Bu bölümler sırasıyla Büyük Aydınlanmacı, Bakan Yücel, El Koyduğumuz Dava, Özgürleşme Eylemi: Köy Enstitüleri, Enstitülerin Kapatılması, Sonuç bölümleridir. Bölümlere ayrı ayrı değinecek olmakla birlikte kitap hakkında genel bir değerlendirme yapacak olursak alışılmışın ve olması gerekenin aksine kitabın nesnel bir biyografi olduğunu söylemek güçtür. Bu durumu da yazarın Yücel ile olan tanışıklığına ve bir köy enstitülü oluşuna bağlamak yanlış olmaz.

     Birinci bölümde Yücel ile yazarın tanışma süreci, Yücel’in bakanlığı döneminde yapılanlar ve genel durumun tahayyülü, Yücel’in yakınında bulunanlar ve çalışma arkadaşları anlatılmaktadır. Bu bölümde yazarın ağırlığı Yücel’le anılarına ve o dönemde yaşanılanları verdiği görülmektedir.

     İkinci bölümde yazar, Yücel’in bakanlığı dönemini mercek altına almaktadır. Burada Yücel’in en önemli üç icraatına değinmiştir. Bunlar yazarın cumhuriyetin en önemli eseri saydığı köy enstitüleri, çeviri devinimi ve liselerin kurulması ve yapılandırılmasıdır. Ayrıca Yücel’in bakanlık dönemi boyunca yayınlanan yayınlardan bahsedilmiştir. Bölümde ağırlık verilen konu çeviri devinimidir. Bu konu hakkında Yücel’in görüşlerine değinilmektedir. Yücel’in kişiliğinin üzerinde etkili olan kurtuluş ve devrim yılları üzerinde durulmaktadır. Bölümde son olarak liselerin kuruluşu, yapılandırılması ve işleyişi konusunda yapılanlar hakkında bilgi verilmektedir.

     Üçüncü bölümde köy enstitülerinin kuruluşundan önceki döneme eğilinmektedir.  Yücel’in Anadolu’da kurulmakta olan köy enstitülerinin inşaatlarına yaptığı geziler anlatılmaktadır. Bu gezi sırasında yaşanan anılara da dönemin şahitlerinin gözünden yer verilmektedir. Ayrıca ülkenin o dönemki durumunun özellikle de ilköğretiminin durumunun içler acısı durumuna değinilmektedir. Bu durumun yaşanmış örneği olan Fevziye öğretmenin yaşadıkları dönemin başarılı bir betimlemesidir.

    Dördüncü bölümde ise kitapta en az fazla bahsedilen konu olan ve yazarın özgürleşme eylemi olarak isimlendirdiği köy enstitüleri ele alınmaktadır. Enstitülerin kuruluş serüveni, misyonu ve vizyonu anlatılmaktadır. Sistematik bir şekilde enstitülerin işleyişi, imece yöntemi, eğlenme hakkı, serbest okuma saatleri anlatılmış ve amaçlarının ve nedenlerinin ne olduğu üzerinde durulmuştur. Bugünden bakıldığında bir o kadar çağının ihtiyaçlarına cevap veren ve bir o kadar da çağının ilerisinde olan eğitim sistemi olduğu aşikârdır. Özellikle de müfredatın %50 sini kültür dersleri, %25’ini tarım uygulamaları ve diğer %25’ini teknik derslerin oluşturması yetiştirilmek istenen insan profilinin ne kadar donanımlı olmasının istendiğini göstermektedir.

     Beşinci bölümde enstitülerin kuruluşu kadar sancılı olan kapatılma diğer bir deyişle dönüştürülme süreci işlenmektedir. Süreç özellikle siyasi olarak detaylı incelenmektedir. Rakamlara bakıldığında yedi yıllık Yücel döneminde sadece enstitüler bakımından değil lise ve ilkokul oranlarındaki inanılmaz artış başarılı bir işleyişi göstermesine rağmen yapılanlar yazarın iddiasında bahsettiği Amerika ile ikili anlaşmaların etkisini doğrular niteliktedir. Özellikle yabancı heyetlerin ve kişilerin enstitüler hakkındaki olumlu görüşlerine rağmen bu yapılanlar cumhuriyet tarihine acı bir şekilde geçmiştir.

     Altıncı ve son bölümde ise Yücel’in siyaseti bıraktıktan sonraki yaşam sürecine odaklanılmaktadır. Yücel’in oğlu ünlü şair Can Yücel’in babası için yazmış olduğu şiire yer verilmektedir. Bu şiirde Yücel'in ne kadar görevine bağlı ve çalışkan olduğu ülkesini ne kadar sevdiği oğlunun gözünden anlatılmaktadır. Ayrıca Yücel’in günlüğünden alıntılar yer almaktadır. Siyasetten farklı bir bakış açısıyla edebiyatların Yücel hakkında ne söylediklerine yer verilmektedir. Son olaraksa Yücel’in yüzüncü doğum yılı olan 1997 senesi Yücel’e atfetmesi Yücel’in sadece Türkiye çapında değil dünya çapında da bir aydın olduğunu gösterir niteliktedir.